Yazar Oktay Candemir’den Kürdün Dramını Anlatan Bir Öykü: GEWRÊ

Köyün haylaz kardeşleri her maçın ertesi günü yaptıkları gibi yine bir araya gelmiş, birbirlerine maç anlatıyorlardı. Biri esmer ve kahverengi gözlü, diğeri sarışın ve mavi gözlüydü. Her Pazartesi evlerinin karşısında bulunan bahçe duvarının üzerine oturup, maç spikerlerini taklit ediyorlardı. Esmer olan Beşiktaşlı, sarışın olan Fenerbahçeliydi. Birbirlerine sürekli sözü devrederek yaklaşık yarım saat garip sesler çıkararak, bazen ter içinde kalarak maç anlatmayı bir oyuna haline getirmişlerdi. “İnönü stadında bahardan kalma bir gün, tribünler tıklım tıklım dolu... Rıza ceza alanına girdi, Pası Metin’e, Metin’in vuruşunda top üstten auta çıktı.”

Fenerbahçe stadında gol sesi var, şimdi Kadıköy’e bağlanıyoruz.” “Kadıköy’de bu güneşli güne Rıdvan eşlik ediyor ve topu ağlara bırakıyor. Dakika bir gol bir.  Seri çalımlarla ceza sahasına giren Şeytan Rıdvan, rakip takımın oyuncularının şaşkın bakışları arasında lakabına yakışan bir gol attı.”

Haylaz kardeşler bunu yaparken Gewrê, son günlerde sıklıkla yaptığı gibi evinin balkonuna bir sandalye koymuş, yola doğru bakıyordu. Saatlerce yoldan gözünü ayırmaz, ayrılmak zorunda kaldığı anlarda ise torunlarını çağırır, onlardan yoldan gözlerini ayırmamalarını isterdi. Bu durum tüm çevredekilerin dikkatini çekse de neden böyle davrandığını bilen yoktu. Kimi köylü bu durumu onun yaşlanmasına ve kısa zaman önce ölen eşinin acısına bağlıyordu.

Güneş en tepedeydi. Köy yoluna bakan manzara tertemizdi. Köyün davarları çayırlara yayılmış, köy evlerinin kapı ve pencereleri ardına kadar açılmıştı. Birbirine karışan insan ve hayvan sesleri yükselerek, Gewrê’nin duyacağı şekilde yükseliyordu.

“İnönü stadında dakika 34: Beşiktaş 0 Kahramanmaraş 0”

“Evet, Kadıköy’de bir gol daha var. Şeytan Rıdvan’ın mükemmel golüyle Fenerbahçe 2 Eskişehirspor 0”

İlk kocası kanserden öldüğünde, Gewrê 32 yaşındaydı. Kanser hastası olan kocası ölmeden önce onu yanına çağırmış ve kendisinden sonra evlenmemesi için ondan söz istemiş, o da çaresizce söz vermişti. Ölüm döşeğindeki bir insanı öbür tarafa kötü göndermek olmazdı. Kaldı ki bir yalanın ne hükmü olabilirdi ki Allah katında böyle bir durumda. Kocası öldükten sonra onu kardeşiyle evlendirmek istemişler o da bunu kabul etmeyince onun dul bir kadın olarak evde durmasının doğru olmadığını ve çocuklarını köyde bırakarak, köyü terk etmesini istediler. Gözü yaşlı ve tek başına köyü terk ederek,  komşu köylerin birinde tanıdığı bir aileye sığınmıştı.

Tüm köy günlerce onun yaşadığı dramını konuştu.

- Ma mirov vê zilmê li bûka xwe bike, bêwijdan in!

- Jineke pir bedew, wey wey!!!

- Ûris jî ne ew qas zalim bû!!!

- Xwedê dizane çi hat serê zarokên we

Bu konuşmalar kulaktan kulağa yayıldı ve köyün büyüklerinden Heci Fariz’in kulağına kadar gitti. Onu ilk gördüğünde Gewrê’nin güzelliği karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Kimsesizdi Gewrê, iki çocuğunu zorla elinden almışlardı. Ömür gibi yüzü, mücevher gibi gözleri vardı. Ceylan gibi masum, ürkek bir güvercin kadar tedirgindi. Hacı Fariz, ilerleyen yaşına rağmen o gün onu kendine ikinci olarak eş olarak uygun gördü ve kısa sürede Gewrê ile nikâh kıydı. Evlenmiş ve orta yerde kalmaktan kurtulmuş, ama iki çocuğunu geride bırakmıştı. Uzun yıllar çok nadiren gördüğü oğlunu ise gençliğinde hiç görmez olmuştu. Nedenini sorup soruşturduğunda ‘dağa çıktı’ yanıtını almıştı. İlk anda bunun ne olduğunu pek anlamasa da sonra dağa çıkmanın ne demek olduğunu anlamıştı.

Gewrê güçlü bir kadındı. Yaşadığı coğrafya da kadınların yaşadığı acılardan, zorluklardan o da payına düşeni fazlasıyla almıştı. Bunun farkında olduğu için hep güçlü durmayı başardı ve bütün zorlukların üstesinden geldi. Geçen yıl askerler köylerini basmıştı. Köyün erkeklerini köy meydanına toplayıp, sırasıyla tümünü işkencelerden geçirmişlerdi. Hacı Fariz’da işkencelere maruz kalmıştı. İşte tam o sırada dayanamayıp eline aldığı taşlarla askerlerin üzerine yürümüş, feci şekilde dayak yemişti. Köyde herkes işkencecilere karşı kurbanlık koyun misali boyunu uzatırken, o bunu içine sindiremeyerek isyan ateşini yakmıştı. Gewrê’in bu tepkisine sinirlenen jandarma komutanının talimatıyla evleri yakılmıştı. Gewrê, olan bitene sessiz kalmamanın bedelini bir yangına teslim etmişti.

Bu aralar çok az uyuduğu için yorgundu. Gece gündüz yolu gözlüyor, çok az uyuyabiliyordu. Ama bunu yapmak zorundaydı. Kasabada yaşayan torununu günlerdir evinde saklıyordu. Annesinin anlattığına göre bir suçu yoktu, sadece okulda siyasi bazı tartışmalara girdiği için polisler okula baskın düzenleyince o da oğlunu saklaması için annesine göndermişti. Henüz 17 yaşındaydı. Kendisine bir defasında ne olduğunu sormuştu. O da kendisini okul önünde bir araca bindiren hilal bıyıklı polislerin “Erkeksen dağa çık çarpışalım. Sen de o yürek var mı ulan?” gibi tehditler savurduklarını söylemişti. Dağa çıkamamıştı, evinde de kalamamıştı. İlk geldiğinde rengi mosmordu, korktuğu belliydi. Aradan günler geçmiş ama hala korkusunu üzerinden atamamıştı. Geceleri sayıklıyor, terleyerek yataktan fırlıyordu. Gewrê onun bu haline çok üzülüyor, düzeltmek için elinden bir şey gelmiyordu.

İsmi Renas’tı. İri siyah gözleri, çenesinin altında kocaman bir beni vardı. Esmer ve kavruktu. Upuzun, her an çat diye kırılacak bir dal misali inceydi. Günler sonra korkusunu yenerek dışarı çıkmıştı. Duvarın üzerinde maç anlatan afacanlara yaklaşarak: “ Sizin başka işiniz yok mu, günlerdir maç anlata anlata kafamı şişirdiniz’… İki haylaz birbirlerine bakarak güldükten sonra ona dönerek: “ Bizim Galatasaray maçlarını anlatacak spikerimiz yok, istersen sen de gel onları anlat”… Bu halleri Renas'ın hoşuna gitti, karşılıklı gülüşmeye başladılar. Renas’da onların bu teklifini kabul etti ve o da kısa süreliğine maç spikeri oldu.

Mavi gözlü, sarışın çocuk yeniden Kadıköy’e bağlandı: “ Şeytan Rıdvan’dan bir gol daha. Fenerbahçe 3 Eskişehirspor 0” Anlattığı maç henüz 0-0 devam eden diğer haylaz dayanamayıp tokatı yapıştırdı! “Benim maçım daha 0-0, sen 3-0 yaptın. Hile yapıyorsun”

Mavi gözlü ağlayarak yürümeye başladı: “ Ne yapayım, Şeytan Rıdvan’ı durduramıyorum”

 

Gewrê onların mutluluğuyla mutlu oldu. Renas ne kadar da benziyordu ilk oğluna. Torununa bir şey olmasına izin vermeyecekti. Günler günleri kovalarken, Renas artık okuluna geri dönmek istiyordu. Arkadaşlarının ‘Okulun etrafında geziyorlar, sen bir süre daha gelme’ şeklinde gönderdikleri uyarıları dikkate alarak okuldan uzak kalıyordu. Bu uzaklık uzadıkça da uzuyordu.

Çok geçmeden bir gece yarısı köye girdiler, ne var ne yok yaktılar. Önce birkaç yere el bombası attılar, silah sesleri 56 köyde duyuldu. Tekmil civar köyler bu kurşun seslerini biliyorlardı, Rus işgalinden, 33 kurşundan biliyorlardı. İçlerinde köyde koruculuğu kabul etmiş tek kişi olan Emin oradan oraya koşturuyor, Yüzbaşı Rıdvan’ın gözüne girmek için her şeyi yapıyordu. ‘Bütün köylüleri öldür’ talimatını alsa gözünü kırpmadan hepsini öldürecek bir tıynete sahipti.

Yüzbaşı Rıdvan, köyde bir PKK’linin saklandığına dair ihbar almıştı. Bu köylüleri ezmek için bile olsa inanılmaz bir fırsattı.

Renas’ı saklandığı evden çıkararak karşıdaki tepeye doğru götürdüler. Gewrê, ‘Hewar, hewar!!!’ diye bağırıyordu. Tek kurşun sesini duyduğunda yere yığılmıştı. Derin bir acıyla gözlerinden yaşlar süzüldü. Çevresinde toplananlara eliyle karşı tepeyi gösterdikten sonra gözleri bir daha asla açılmayacak biçimde kapanmıştı.

O günden sonra bizim maçkolik çocukların bir daha maç anlattığı görülmedi. Bağıra bağıra anlattıkları ‘Rıdvan’ ismini Yüzbaşı Rıdvan’ı öğrendikten sonra bir daha ağızlarına almadılar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Candemir - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.