HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar TBMM Genel Kurulunda Konuştular

Meclis Genel Kurul’da konuşan HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar TBMM genel kurulunda konuştular.

Krizleri yaratan bir iktidarın görevde kalmaya devam etmesinin kabul edilemez olduğunu belirten HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Kendilerini istifaya davet ediyoruz ama istifa etmeyeceklerini biliyoruz. Erken seçim kararı bir an önce bu Meclis'ten çıkarılmalıdır” dedi.

2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Kesin Hesapları’nın Genel Kurul görüşmeleri başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın sunumu ardından İYİ Parti Grup Başkanvekilleri Müsavat Dervişoğlu ile Erhan Usta söz aldı. MHP adına ise Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay ve M. Levent Bülbül konuştu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın ardından Eş Genel Başkan Sancar kürsüye çıktı.  

Sancar, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ne dair değerlendirmelerde bulundu.
Çeşitli verilerin sunulduğunu ancak halkın gerçeğini değiştirecek hiçbir bilginin olmadığını belirten Sancar, “Hakikat bizzat halkın yaşadığı yerdedir, sokaktadır, manavdadır, pazardadır, markettedir. TÜİK verileriyle bu hakikati gizleyebileceğini sananlar büyük yanılıyorlar, yanıldıklarını büyük darbelerle öğreneceklerdir. Halkın kendilerine vereceği dersle bunun farkına varacaklar” dedi.

Sunulan endekslere de değinen Sancar, “Diyorlar ki; Türkiye de büyüme işte şu kadar kadar ama bu büyümenin nasıl gerçekleştiğini pay edildiğini anlatmıyorlar. Evet bir büyüme var ihracata dayalı bir büyüme deniliyor ve bu büyüde bir grup sermayedarın daha zengilenleşmesi, yoksulun daha da yoksullaşmasıdır. Yeni bir ekonomik modelinden bahsediliyor ama bu model daha önce denendi. Asıl yapılmak istenen ucuz emek cennetine çevirmektir, küresel sermaye için ucuz emek cenneti, ülke halkları için cehenneme dönüştürmektir” diye belirtti.

“Türkiye’de küresel organize suç endeksine bakıyoruz, bir suç imparatorluğu yaratıldığını söylüyor, küresel organize suç endeksine göre Türkiye dünyada 12. Sırada” diyen Sancar, şunları söyledi: “İnsan kaçakçılığı ve silah ticaretinde birinci, devlete ilişkin suç aktörleri kategorisinde 2.sırada. Hukukun üstünlüğü endeksine bakıyorsunuz 139 ülke arasında 117. sırada. Bu 2021’in rakamları. Daha vahim endeksler var, kara paranın aklanmasına ilişkin Mali Eylem Gücü tarafından hazırlanan bir liste. Türkiye gri listede. Sebep kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanının engellenmesinde başarısız olması. Her önüne geleni terörist ilan eden bu iktidar terörizmi engellemeyen bir iktidar olarak gri listeye giriyor.  

SİYASİ ÇÖKÜŞ

Öte yandan sefalet endeksine baktığımız da Türkiye 1. sıradadır. En sefil ülke kategorisinde yer almaktadır. Bütün bunları yaratan bu düzedir bu düzenden beslenen mevcut iktidardır. Bu iktidarın siyasal, sosyal ekonomik programları bu ülkeyi çoklu krize sokmuştur. Bu çoklu kriz her geçen gün derinleştirmekte ve bedeli ağırlaşmaktadır. Ekonomik kriz bunun bir göstergesi bir boyutudur. Bunun temelinde siyasi çöküş ve düzenin bozukluğu yatmaktadır.

İÇ DÜŞMAN YARATAN BİR İKTİDAR

Eğer hukukun üstünlüğünde dünyada en gerilerde yer alıyorsanız, bu ülkede hukuk diye bir şey bırakmamışsanız zaten bu ülkede istikrar da olmaz, güvenlik de olmaz kimse de kendisini güvencede hissetmez.  Denetimin olmadığı, hukuk devletinin işlemediği yerde yolsuzluk ve organize suç alır başını gider. O nedenle bu ülke bir suç imparatorluğu haline getirilmiştir. Bakanların çetelerle mafyayla ilişkisine ilişkin binlerce veri, ifşaatlar ortadayken savcılar, kılını kıpırdatmamakta, hükümet hareket geçmemekte. Meclis üzerine düşeni yapmamaktadır. Sürekli iç düşman yaratan bu sistem esas savaşı içeride halkına karşı veriyor. Bu ülkeyi çökerten tam da bu anlayıştır.

HİÇ UTANMIYOR

Halkı birbirine düşmanlaştıran kutuplaştıran ayrıştıran organize suçlara, büyük uyuşturucu kaçakçılığına her türlü kapıyı aralayan ve buna karşı hiçbir girişimde bulunmayan bu anlayıştır. İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken görüldü evet bir İçişleri Bakanımız var. Bugün hakkında sayısı iddia ve bunlarla ilgili bir sürü veri varken çıkıp halkı, muhalifleri tehdit etmekte hiçbir beis görmüyor, hiç utanmıyor çünkü cesaretini bu iktidarın ve sistemin korumasından alıyor. Bu sistemin bir ürünü olduğunu ve kendisinin de bunu yürütmekte başarılı olduğunu sayıldığını varsayıyor ve tehditlerine şantajlarına devam edebiliyor.

KÜRT SORUNU

Bu ülkede en büyük sorun Cumhuriyetin demokrasi ile buluşamamış olmasıdır. Bu sorunun yarattığı tahribatları yüz yıldır yaşamaktayız. Önümüzdeki büyük hedef cumhuriyet demokrasi ile buluşturmak olmalıdır. Bunun içinde Kürt sorunun da mutlaka demokratik yollarla çözülmesi gerekiyor. Ekonomide büyük eşitsizlik yaşıyoruz, sınıflar arası uçurum, gelir dağılımındaki uçurum derinleştikçe derinleşiyor ama öbür taraftan Kürt sorunun yarattığı yaralar da derinleşiyor.  

ŞARK ISLAHAT PLANI

Şimdi sizlere bazı haritalar göstereceğim. Böylece ekonomi ile siyasetin nasıl, Kürt sorununun ile demokrasinin nasıl iç içe geçtiğini daha iyi görebileceğiz. Bugün iktidarın Kürt sorununda işlediği politika 1925 Şark Islahat Planından bir farkı yoktur. Aynı ruhla yürütülmektedir. Şark Islahat planının kapsadığı bölgeyi görüyorsunuz. Daha sonra uygulanan umumi müfettişlik haritasına bakalım. Aşağı yukarı aynı bölge. OHAL haritasını görelim. Hukukun, demokrasinin askıya alındığı yerde OHAL var. Son 2019 seçimleri sonrasında kayyım atanan belediyelerin haritasına bakalım. Aynı bölge de devam ediyor haritalarımız. Kişi başına milli gelirin en düşük olduğu iller. Aşağı yukarı aynı harita. İşsizliğin en yüksek iller aynı. Bunlar bize neyi anlatıyor. Kürt sorununda demokratik çözüm eşitsizliklerin giderilmesi barış içinde ortak yaşamın kurulması için her alanda gereklidir. Siyasal alanda toplumsal alanda gereklidir.

EN BÜYÜK PAY GÜVENLİKÇİ HARCAMALARA

Eğer bütçe rakamlarını incelersek tek tek göreceğiz, bu bütçede en büyük paylardan biri güvenlik harcamalarıdır. Yani bu bütçe bir savaş bütçesi olarak karşımıza çıkıyor. Peki güvenlik harcamalarına bu kadar payın ayrılmasının karşılığı nedir. Bunu her gün sofradan ekmeğin biraz daha alınması, aşın biraz daha azalması demektir.

HUZUR OLMAYAN ÜLKEDE EKONOMİK REFAH SAĞLANMAZ

Eğer bu savaş anlayışı Kürt sorununda güvenlikçi politikalarla bölgede her çatışma alanını fırsata çeviren yaklaşım olmasa, bütçede güvenliğe ayrılan pay ve oran çok daha küçük olacak. Biraz önce Eş Genel Başkanım Pervin Buldan da söyledi, kişine başına milli gelir 12 bin dolardan 8 bin dolara düşmüşse bunun temelin de Kürt sorunun da güvenlikçi politikaları ve bölgede izlenen savaş politikalar ile toplumsal barışı yok eden anti demokratik anlayıştır. Ülkeyi kutuplaştıran çoğulculuğu yok sayan farklılıkları tekleştirmeyi amaçlayan bu anlayışın ülkeye huzur getirmesi mümkün değildir. Huzur olmayan bir ülkede ekonomik refahın sağlanmasına imkan yoktur. Eğer denetimden uzak bir sistem kurarsanız bilin ki yolsuzluk da hırsızlık da alıp başına gidecektir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, uçurumlarla anlatılacaktır. Tıpkı şimdi yaşadığımız durum gibi. 

YOKSULLUK ÜRETEN SİSTEMDEN MÜCADELE BEKLENMEZ

Kamu özel işbirliği projeleri adı altından peşkeş çekilen kamu kaynaklarının, halkın mallarının hadi hesabı yok. Faize sadece 2021 yılında ayrılan pay 240 milyar liradır. Sadece bu yandaşlara garanti ödemeleri adı altında ayrılan pay, dövize endeksli olduğu için kurlardaki son gelişmelerle 2-3 katına çıkmıştır. Bütün bunlar yandaşa daha fazla pay halka daha fazla açlık, yoksulluk daha fazla baskı demektir. Eğer bir sistem yoksulluk üretiyor ise ondan yoksullukla mücadele etmesini bekleyemeyiz. Eğer bir sistem yoksulluğun bizzat kaynağını olan politikaları uyguluyorsa, yapacağı şey yoksullarla mücadele etmektir. Yoksulların derdini hakkını talebini dile getirenlerle mücadele etmektir. Yoksullukla değil, yoksulluğa karşı çıkanlara saldırır şimdi yaptığı gibi; emek çevrelerine saldırır, işçiye saldırır. Sendikalara, bütün diğer meslek örgütlerine saldırır. Bütün bunları durdurmanın yolu ve imkanı var ve bunun örnekleri var.

Bir örneği 2019 yerel seçimleri ise son örneği Türkiye Barolar birliğinin dün sona eren 36. olağan genel kuruludur. Bakın bu yönetimin eski yönetimin devam etmesi için kanun değiştirdi. Her türlü manevrayı yaptılar ama demokratik mücadelede ortaklığın karşısında yenildiler. O yenilgiyi sağlayan bütün bu desteğe kanun değişikliğine ve her türlü medya propaganda imkanına rağmen eski başkana kaybettiren şey hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları için yürütülen ortak mücadeledir. Bu alanda ortaklaşmanın başka alanlarda da önemli sonuçlar doğuracağını hepimizin görmesi gerekiyor.

YENİ BİR BAŞLANGIÇ İÇİN MECLİS’TE YENİ YOLLAR BULABİLİRİZ

Kürt sorununda savaşçı politikalardan vazgeçerseniz o zaman yeni bir başlangıç için mecliste burada demokratik siyasetin işleyişi işle yeni yollar bulmamız elbette mümkün. Biz Kürt sorunun çözümü Türkiye'de sömürü, kadına karşı her türlü ayrımcılık ve şiddet gençliğin yok sayılması çocuklara karşı uygulanan her türlü zulüm politikası, yoksulluk ve yoksullaştırıcı politikasından ayrı görmüyoruz. Bütün bunları birleştirecek olan şey ise demokrasi ve barış mücadelesidir. Büyük demokrasi ittifakı çağrımızın temelinde bu yatıyor. Biz bu sistemden canı yanan bütün mağdurların, mazlumların, yok sayılanların sömürülenlerin, açların bir araya geleceği bir büyük birliktelik hedefliyoruz. Çağrımızı da bu büyük birlikteliği sağlamak için her seferinde yeniliyoruz. Bu birlikteliği sağlarsak yeni bir başlangıç da mümkündür. Bu ülkeyi gelecek yüzyıla ya da Cumhuriyetin ikinci yüzyılına büyük bir barış ve demokrasi hareketiyle taşımakta mümkündür. İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum yaratmaktır. Bu toplum da ancak dayanışma ile ancak hak, adalet, demokrasi temelinde buluşma ile sağlanabilir. Bizi ortadan kaldıran, biz kavramını yok eden, ayrıştırıcı adaletsiz anlayışa karşı temel değerlerde buluşacak büyük bir toplumsal hareket. İşte geleceğimizin güvencesi budur. 

GENÇLERE SÖZÜMÜZ VAR

Bu gençlere borcumuz var, ayrıca sözümüz de var. Biz diyoruz ki değerli gençler, gelecek sizin elinizdedir. Bu geleceği sizler kuracaksınız. Sizler bu ülkenin bütün farklılıklarını eşitçe yaşayabileceği bir ülkede yaşamayı hak ediyorsunuz. Bunu fazlasıyla hak ettiğinizden en küçük bir şüphemiz yok. Bugüne kadar bunu kuracak çabayı göstermemişsek size karşı borçlu ve mahcubuz. Bundan sonrası için, barış, demokrasi, kaliteli yaşam, eğitim eşitlik ve adalet için ne gerekiyorsa sizlere tabi olmaya hazırız. Sizlerin bu ülkeyi değiştirmenin gücü önünde boynumuzu eğeceğiz. Sizlerin ülkeyi değiştirme iradenize güvenimiz tamdır, umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmayın. Siyaseti şimdi size sunulduğu kirli şekli ile reddetmekte ısrar edin. Temiz demokratik siyaset, kamu yararına siyaset mümkündür. Bizler bunun için elimizden geleni yapıyoruz ama bunun gerçek güvencesi gençlerin buna sahip çıkmasıdır. Bu ideallere sahip çıkmasıdır.

DIŞ AKTÖRLER

Size bir iki örnek daha aktaracağım. İktidarın propagandasının temelsizliğini anlatmak için örneğe gerek yok. Yeni bir ekonomik program uyguladıkların ve dövizdeki dalgalanmayı de bilinçli yaptıklarını ima ediyorlar. Şimdi dış güçler hikayesi anlatmaya başladılar. Cumhurbaşkanı ne demişti; ‘Biz ne yaptığımızı biliyoruz, nereye gitmek istediğimizi biliyoruz.’ O halde bütün bunları bilerek yapıyorsunuz ve o zaman ortaya çıkan sonucu da istiyorsunuz. Dış güçler diye propagandası yapan iktidar temsilcilerine sorarım BAE veliahtı buraya niye geldi. Hani büyük şeytandı, 15 Temmuz'un arkasındaki finansördü. Ülkeyi içine soktuğunuz krizin fırsatlarından yararlanmak için geldi. Çağırdınız ‘Gel, Türkiye halkaların biriktirdiği kamu kaynaklarını ucuza, hatta bedavaya veririm’ diye çağırdınız. İşte eğer dış aktör arıyorsanız bunlara bakın.

DAHA AÇIK ÜLKE NASIL SATILIR?

Bugün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Katar’da. Katar Dışişleri Bakanının sözü ‘Türkiye’nin ekonomik gidişi nedeniyle ortaya çıkacak fırsatları değerlendiriyoruz.’ Bunlar nedir? Bu fırsatlar bu ülkenin emekçi halklarının biriktirdiği kaynakların yok pahasına peşkeş çekilmesidir. İşte ülkeyi satmak diyorsanız budur. Daha açık nasıl satılır bir ülke. Buna dur diyeceğiz buna dur diyecek gücümüz var. Bu ülkenin tüm farklılıklar içinde eşitçe bir yaşam düzeni kurtarması mümkündür, gereklidir. Bunun için samimi yüzleşmeye ihtiyaç var.  Herhangi bir kaygıya kapılmadan geçmişe bakabilme cesaretini göstermeye ihtiyacımız var. Bu yüzleşmenin ne anlama gelebileceğini anlatabilirim ama Malcolm X'ten bir alıntı yapmak istiyorum. ‘Sırtıma dokuz santim bıçak saplayıp bıçağı 6 santim geri çekersen bu eşitlik noktasında ilerleme sayılmaz . Bıçağı tamamen çıkarsan da bu da ilerleme olmaz. İlerleme yaranın tedavisi ile olur.’  Eğer eşit bir yaşam kuracaksak bu eşitliği temelden bozan bütün yaraları iyileştirecek anlayışı iradeyi, cesareti göstermek zorundayız. 

BÜYÜK BARIŞI BÜYÜK DÜŞÜNENLER YAPABİLİR

HDP bunun için vardır halklar arası eşitliği esas aldığı için bu sorunun çözümünün adresidir. HDP çoğulcu yaşamı, çoğulcu yaşam içinde farklılıkların birlikteliğini esas aldığı için çözümün adresidir. Bu konuda üzerimize düşen bütün sorumlulukları, demokratik siyasette bütün imkanları kullanarak yerine getireceğimizi bir kez daha tekrar ediyorum. Davalarla yürütülen bütün kuşatmalara, devlet aygıtının kullanılmasıyla sindirme çabalarına, bugüne kadar aldırış etmedik boyun eğmedik, bundan sonra da aldırış etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz. Bu yolun bu ülkeyi büyük barışa götüreceğimize inancımız tamdır. Büyük barışı, ancak büyük düşünenler ve büyük hedefler idealler oluşturanlar yaratabilir. Bunun riskini alanlar ancak bu yürüyüşü sonlandırabilir.

BARIŞ İÇİN HDP ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUĞU YAPACAK

İşte biz de diyoruz ki HDP üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Bütün toplum kesimleriyle müzakere ve diyalog içinde olmak için her elinden gelen her çabayı harcayacaktır. Bize mesafeli olsun olmasın, bizi sevsin sevmesin; her kesimle müzakere ve diyalog yürütmek bizim hedefimizdir. Vazgeçmeyeceğimiz bir düsturdur. Daha fazlasını söyleyeyim. Bizden nefret edenler, bizi hain görenler de vardır. Biz onlarla da konuşmak, müzakere etmek için, onlarla da diyalogu yürütmek kaygılarını korkularını anlamak ve hepsini birlikte gidermek için elimizden geleni yapmaya hazırız. Yapacağız da. Büyük barış bunu gerektiriyor. Büyük barış için de HDP üzerine düşen sorumluluğu sonuna kadar yerine getirmeye hazırdır. 

ACİL ÇIKIŞA İHTİYAÇ VAR

Bu krizden acil çıkışa ihtiyaç var. Bu çoklu krize karşı çoklu bir demokratik ittifaka ihtiyaç var. Bu demokratik ittifakın seçime de yansıması şarttır. Biz buna geniş demokrasi ittifakı adını verdik. Ülkenin 3’üncü yolu, 3’üncü seçeneği olarak tanımladık ve orada yürüyoruz.

HÜKÜMETE İSTİFA ÇAĞRISI

Şimdi bu kadar büyük krizleri yaratan bir iktidarın görevde kalmaya devam etmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Kendilerini istifaya davet ediyoruz ama istifa etmeyeceklerini biliyoruz. O nedenle şimdi meclise görev düştüğüne inanıyoruz. Meclis bu konuda inisiyatif almalıdır. Erken seçim kararı bir an önce bu meclisten çıkarılmalıdır. Bütün muhalefet partilerine çağrımızı yineliyoruz. Erken seçim önergesini gecikmeden buraya hep birlikte getirelim. Ben biliyorum laf atanlar dahil, AKP sıralarında şimdi bulunan ve burada bulunmayan milletvekilleri arasında bu gidişattan vicdanı sızlayanların sayısı az değildir. Buna inanıyorum ki şimdi bana laf atanlar dahil bu gidişattan vicdan azabı duyanlar az değildir. En azından erken seçim kararına evet oyu verebilecek sayıda vicdanlı AKP’li milletvekilli vardır.  Biz buraya erken seçim önergesini getirelim kendilerini vicdanlarıyla baş başa bırakalım. Bu ülkeye sandığa getirelim.

SANDIĞI GETİRİN HALKIN ÖNÜNE

Eğer eminseniz yeni bir dönemi başlattığınız konusunda kendinize güveniniz tamsa buyurun bu yeni dönemi halka oylayalım. Sandığı getirelim halkın önüne koyalım. O zaman eğer buradan onay alırsanız bu yeni modeliniz buradan onay alırsa devam edersiniz eğer onay alamazsanız ki alamayacağınızı biliyoruz demokrasi güçlerinin bu mücadeleden başarılı kazançlı ve yüz akıyla çıkacağını biliyoruz. Bu ülkeye demokrasiyi ve barışı getirecek büyük bir toplumsal birikim ve vicdan olduğuna inanıyoruz. Bu inancımızla yolumuza devam edeceğiz.”

Meclis Genel Kurul’da konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir. Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” dedi.

2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Kesin Hesapları’nın Genel Kurul görüşmeleri başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın sunumu ardından İYİ Parti Grup Başkanvekilleri Müsavat Dervişoğlu ile Erhan Usta söz aldı. MHP adına ise Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay ve M. Levent Bülbül konuştu. Ardından söz alan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan bütçeye ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Buldan, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ne dair değerlendirmelerde bulundu. Buldan, tutuklu siyasetçiler Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Sebahat Tuncel, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Leyla Güven, Ayşe Gökkan ve tüm tutuklu arkadaşlarını anarak, söze başladı. Görüşülmekte olan bütçenin, geçim derdindeki halkın değil, seçim derdindeki bir iktidarın bütçesi olduğunu söyleyen Buldan, “Halkın bütçe hakkının yok sayıldığı, katılımdan uzak, sarayın emir ve isteğine göre hazırlanan bir bütçedir. Asgari ücret artışı başta olmak üzere grubumuzun bütçeye ilişkin verdiği tüm değişiklik önergeleri bir bir ret edildi, çünkü bu bütçe retçi iktidarınızın retçi bütçesidir” dedi. 


‘GİDİŞ BÜTÇENİZDİR’

Bütçenin ekmeği büyütme bütçesi olmadığını ifade eden Buldan, “Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme, yoksulluğu, açlığı daha da büyütme bütçesidir. Bu bütçe, adaletsizliği ve eşitsizliği daha da çoğaltma bütçesidir. Saraya kemer gevşettiren, halka ise kemer sıktıran bir bütçedir. Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir. Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” dedi. 

‘HALKIN TALEBİ BARIŞTIR’

Gelinen noktada Türkiye toplumunun talep ve ihtiyaçlarıyla iktidarın tercihlerinin keskin bir şekilde ayrıştığına ifade eden Buldan, şöyle devam etti: “Halkın talebi; huzurdur, refahtır, adalettir, gelir dağılımı eşitliğidir, toplumsal barıştır, özgürlüktür, güven duyacağı demokratik bir sistemdir. İktidarınızın hedefi ise, çoklu kriz üreten bu yozlaşmış otoriter, rantçı sistemin ömrünü biraz daha uzatmaktır. Ekonomik ve sosyal olarak çökmekte olan halka, diriliş, şahlanış, uçuş hamasetini izlettirmek isteyen, kitlesel açlığın karşısında iktidar yandaşlarının tokluğunu güvence altına almaya çalışan bir anlayış bu ülkeden de halktan da sokağın gerçekliğinden de çoktan kopmuştur. 

YÜKSEK ZAMLAR İFLASIN FOTOĞRAFIDIR

Tanzim kuyruklarından sonra halkın ekmek kuyruklarına girdiği, bebek mamalarının raflara kelepçelendiği, açlığın sefaletin kol gezdiği, kasapların sadece camından bakıldığı bir ülke, iktidarınızın bir özetidir. Marketlerde ürünlere uygulanan kotalar, Saray sefanızı sürdürmek için temel gıdalara, elektriğe, suya, gaza, benzine varıncaya kadar her şeye yaptığınız yüksek zamlar, iflasın, çöküşün birer fotoğrafıdır. 
YOKSULLAR İKTİDARINIZIN ÖZETİDİR

İşsizlikten intihar eden insanlar, inşaatlarda can veren ataması yapılmayan gençler, yurt bulamayan öğrenciler, borcu nedeniyle cezaevine atılan çiftçiler, geleceği çalınan gençler, her gün katledilen kadınlar, çocukları uyuduktan sonra evine gidebilen işsiz babalar, geçinemiyoruz diye sokaklara dökülen yoksullar iktidarınızın özetidir. Halk yokluk içindeyken rantın bolluğu içindeki TÜGVA’larınız, torpilli yandaş atamalarınız, çifter maaşlarınız, bitmek tükenmek bilmeyen saray israfınız, 5’li çetenize vergi aflarınız, iktidarınızın bir özetidir.

ÜLKEYİ BU HALE GETİREN SİZİN İKTİDARINIZDIR

Pandemide, yangında, selde, depremde kaderiyle baş başa bıraktığınız, destek yerine tepelerine çay attığınız halkın yaşadıkları iktidarınızın bir özetidir. Sokaklarda kıtlığın konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır. Dış güçler değildir. Sizsiniz, siz. Herkese yetecek kaynaklara sahip olan bu bereketli ülkeyi, tarımda, hayvancılıkta, gıdada dışa bağımlı hale getirdiniz. Eli nasırlı üreticilerin yerine yandaş ithalat vurguncularınızı, verimli toprakların yerine ithalat limanlarını koydunuz.

DİLİNİZ FAİZ İNDİRMEKTE ELİNİZ YÜKSELTMEKTE

Bir taraftan ‘Bu ülke bolluk içinde’ yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bir ülkeyi, ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz. Aynı zihniyet iki de bir çıkıp, ‘halkı faize ezdirtmeyeceğiz’ diyor.  2022 bütçesinde yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz borcu 240 milyardır. Diliniz faiz indirmekte, eliniz ise durmadan faiz borcunu arttırmaktadır.

AÇLIK SINIRI ASGARİ ÜCRETİ GEÇTİ

Nas ortadaysa, buyurun ilk devletten başlayın, öğrenciden, çiftçiden, borçlu vatandaştan aldığınız yüksek borç faizlerini hemen silin. Nas yurttaş için geçerli değil midir? Kendinize gelince Nas, yurttaşa gelince acı reçete. Öylemi? Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer, beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur.

‘ŞAHA KALKIYOR’ SONUÇ MİLLİ ÇÖKÜŞ

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminiz; yüksek kur, yüksek enflasyon, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek yoksulluk sistemidir. Kitabını yazamıyorsunuz ama faizi, rantı, yolsuzluğu kitabına gayet iyi uyduruyorsunuz. İşte bütçeniz de budur. ‘Kriz yok’ dediniz. ‘En kötüsünü geride bıraktık’ dediniz. ‘Türkiye şaha kalkıyor’ dediniz. Sonuç ortadadır; tam anlamıyla yerli ve milli bir çöküştür. Katar’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni kayyım yaptığınız ekonomi hızla çökmektedir. Haksız ve emeksiz zenginleşen iktidar düzeniniz sebeptir, ekmeksiz bırakılan halk ise sonuçtur. Saraylarınızın sınırsız israfı sebeptir, ülkenin topyekün iflası ise sonuçtur.

SİZİN DERDİNİZ ‘SEÇİMİ NASIL KAZANIRIZ’ DERDİ

Suriye savaşına, çetelere, S400'e harcadığınız paralar, 2022 bütçesinde güvenlikçi politikalara ayırdığınız 246 milyar sebeptir, ekmek kuyrukları, işsizlikten intiharlar, kararan hayatlar sonuçtur. Bir de kalkmış ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ diyorsunuz. Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır. Buradan söylüyorum: Sizin savaşınızın finali ‘Er Rayn’ı Kurtarma’ filminin finali gibi olmayacaktır. Çünkü sizin derdiniz; vatandaşın geçimi değildir, seçimi nasıl kazanırız, derdidir. Derdiniz, enflasyonu, işsizliği, hayat pahalılığını düşürmek değildir, 50+1'i düşürme derdidir. Amacınız; yurttaşın huzuru değildir, yandaşlarınızın huzur hakkıdır. Amacınız; milletin aşını çoğaltmak değildir, çifter maaşlarınızı çoğaltmaktır. Amacınız; vatandaşın borcunu silmek değildir, 5’li çetenizin vergi borçlarını sıfırlamaktır. Hedefiniz, gençlere istihdam yaratmak değildir, eş dost, akrabalarınızı kamuya doldurmaktır. Amacınız hukuka uymak değildir, hukuku kendinize uydurmaktır. Artık şapkadan tavşan çıkarma döneminiz çoktan bitmiştir. Tavşanı da yürüttüğünüz için şapka artık boştur.

YALANLARINIZ SİZİ KURTARMAYA YETMEYECEK

Zihniyetinizi değiştirmeden sık sık hazine bakanı, merkez bankası başkanı değiştirerek farklı sonuç beklemeniz beyhudedir. Einstein’in dediği gibi; ‘Bir sorunu ortaya çıkaran zihniyet o sorunu çözemez’ TÜİK’in yalan rakamları bir yana, halkın mutfağındaki gerçek enflasyon bugün yüzde 60’adayanmış durumdadır. AKP Genel Başkanı ise, ‘Göreceksiniz seçim öncesi enflasyon düşecek’ diyor.  Evet, iki düşüşü birden göreceğiz. Önce iktidarınız sandıkta düşecektir, sonra da mutfaktaki enflasyon düşecektir. TÜİK’niz de yalanlarınız da sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Bunu biz başaracağız, enflasyon altında inim inim inlettiğiniz emekçi yoksul halklarımız başaracaktır.

BARIŞ ORTAMI YOKSA İSTİKRAR OLMAZ

Eğer bir ülkede kalıcı barış ortamı yoksa, demokrasi her gün siyasi darbe uygulamalarıyla karşı karşıya ise, denge denetleme, demokratik tartışma zemini, adalet, hukuk yoksa, kayyım rejimi devredeyse o ülkede güven ve ekonomik istikrar olmaz, olamaz. Her şeyden önce sistem demokrasiye kapalıysa, halk iradesini dışlıyorsa, çoğulculuğu reddediyorsa, o ülke düzlüğe çıkamaz. Bugün yaşamakta olduğumuz çöküş; büyük bir demokrasi krizidir, iktidar ortaklarının yarattığı çoklu siyaset krizidir. Toplumsal alanı olabildiğince daraltan, demokratik sivil siyaseti yok etmeye çalışan, bunun karşısında ise otoriter iktidarı devasa büyüterek devletleştiren bir siyasal anlayış, krizin en temel nedenidir.

TEKÇİ, OTORİTER SİSTEMİN YENİ SAHİPLERİSİNİZ

Mutlak güç ve otoriteyle bu ceberut düzeni ayakta tutmak için kaynakları askeri güvenlikçi politikalara ayıran anlayış, krizin sebebidir. Bir asırlık tekçi, inkârcı, otoriter sistemin, vesayetin ve statükonun yeni sahipleri olarak, bir yüz yıl daha bu sistemi ayakta tutma çabası içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Sisteminiz, bu ülkenin tüm kurucu halklarının, ötekileştirilen, tekleştirilmek istenen kimliklerin, inançların, yoksulların, emekçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmaması, eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam ve demokratik bir gelecek oluşturmaması için örülen bir duvardır.

HIZLI İŞLEYEN KARARINIZ ADALETİN KAPISINI KAPATMADIR

Kürd’ün de, Alevi’nin de, Arabın da, Ermeni’nin de, Süryani’nin de, Ezidi’nin de, Rum’un da, Roman’ın da, Çerkes’in de, Laz’ın da, Pomak’ın da, Yahudi’nin de, Hristiyan’ın da, haklar ve kimlikler temelinde güvende olmadığı, eşit olmadığı bir düzendir bu. Hızlı karar alma mekanizması vs. diyerek; bu sistemi allayıp, pullayamazsınız. Hızlı kararlarınızın ne olduğunu halk gayet iyi biliyor. Hızlı işleyen kararınız; halkı sopayla, baskı ve korkuyla hizaya getirme kararıdır. Yurttaşların hak taleplerini bastırma ve ezme, kapısına kolluk gücünü dayama kararıdır. Kadınların eşitlik talebini engelleme kararıdır. Adalet arayan insanlara adaletin kapısını kapatma kararıdır.

EMİNE ŞENYAŞAR AYLARDIR ADALETİ SOKAKLARDA ARIYOR

Roboski’de, Soma’da, Çorlu’da, Suruç’ta, Ankara Gar’da gerçek adaleti işletmeme kararıdır. Urfa’da iki oğlu ve eşi gözlerinin önünde katledilen bir anne, Emine Şenyaşar, adaleti aylardır sokaklarda, vicdanlarda aramaktadır. Siz, kadim peygamberler şehri olan Urfa’yı adaletin yerin dibine gömülen çorak bir toprağa çevirdiniz. Mısra Öz’ün üç yıldır yollara düşerek aradığı adaleti, Çorlu’da rayların altına gömdünüz. Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesini engelleyerek, 1990’ların Susurluk karanlığına sahip çıktınız. İşte Türkiye’nin ortak vicdanı olan annelerin yaşadıkları, iktidarınızın da düzeninizin de bir özetidir.

PARTİ DEVLETİNİ ADIM ADIM HAYATA GEÇİRDİĞİNİZİN FARKINDAYIZ

Ayrımcı, ötekileştirici, hedef gösterici, tehdit edici dille, toplumu kutuplaştırdınız, ülkeyi kamplaştırdınız. ‘Biz ve onlar’ diyerek birbirine sırtını dönen ‘bizler’ ve ‘onlar’ yaratmaya çalıştınız. Ortak duyguyu, ortak değerleri hedef aldınız. Erdemli olmayan bir siyaset anlayışı toplumu da, ülkeyi de yıkıma uğratır, siyaset kurumunu çökertir. İşte bugün yürüttüğünüz siyaset tam anlamıyla değerler sistemini tüketen, toplumu yıkıma uğratan bir anlayışa dayanmaktadır. Siyaset denilince bugün Türkiye toplumunun tanıklıkları ile tecrübe ettiği; yalan siyasetidir, dolandırıcılık ve talan düzenidir, kayırmacılıktır, iktidar yandaşçılığıdır, partizanlıktır, başkasının hak ve hukukunu çiğnemektir, kibirdir, güç zehirlenmesidir. Kurumsallaştırmaya çalıştığınız partizanlık sistemiyle, parti devleti, parti yargısı, parti kurumları, parti bürokrasisi, parti medyası projesini adım adım hayata geçirmeye çalıştığınızı görüyor ve biliyoruz.

KRİZİ KENDİ ÜLKENİZDE BÜYÜTTÜNÜZ

Her gün düşman üreten, düşmansız ayakta kalamayan güvenlikçi sistemin ömrünü uzatabilmek için iç politikada, dış politikada, her yerde çatışma politikasından beslendiniz. Yayılmacı, emperyal hayallere kapıldınız. ‘Oyun bozacağız’ derken, izlediğiniz yanlış politikalarla kendi ülkenizin içini bozdunuz. Oraya buraya parmak sallarken, ülke parasını pula çevirdiniz. Uluslararası alanda kriz fırsatçılığına çıktınız, krizi kendi ülkenizde büyüttünüz.

KRİZİN NEDENİ KİN, NEFRET VE DÜŞMAN STOKÇULUĞUDUR

Kürtler hiçbir yerde rahat nefes almasın diye her yerde Kürt düşmanlığı yürüttünüz, çatışma politikasıyla Türkiye'yi nefes alamaz hale getirdiniz. Kürde kaybettirme politikasıyla, Türkiye’ye kaybettirdiniz! Hem de büyük kaybettirdiniz. Rotası barış olmayanlar, kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz. Ekonomi politikasını polisiye yöntemlerle yürütmek için yeniden Milli Güvenlik Kurulu’nu devreye koydunuz. Oysa ekonomideki yıkımın sebeplerinden birini görmek istiyorsanız çözüm sürecini bitirerek, savaş kararı aldığınız Aralık 2014’teki MGK toplantısına bakmanız yeterlidir. Çöküşün temellerinden birini ta o gün attınız. Bugünkü yıkımın sebebi; ürün stokçuluğu değildir, iktidarınızın savaş ve kriz stokçuluğudur. Kin, nefret ve düşman stokçuluğudur.

ÖCALAN’IN ÇÖZÜM ÇAĞRISINA TECRİTLE YANIT VERDİNİZ

Çözüm sürecinde 12 bin dolar olan milli gelir, bugün 8 bin dolara inmiştir. Kişi başı 4 bin doları savaşa harcadınız. Oysa çözüm sürecinde ekonomi de büyüyordu, demokrasi de gelişiyordu. Barış çabaları büyürse ekonomi de büyür, istikrar da gelişir. Savaşı büyüttüğünüzde ise ekonomiyi yerlerde süründürürsünüz. ‘Bu sorunu izin verilirse bir haftada çözerim’ diyerek cesur bir irade ortaya koyan Sayın Öcalan’ın çözüm çağrısına tecritle karşılık verdiniz. Hukuka aykırı görüş engelleriyle çözümsüzlüğü büyüttünüz. Sonuç: Her yönüyle çözülen Türkiye’dir.

ÇÖZÜLENLE SORUN ÇÖZÜLMEZ

İçeride barışa kapattığınız kapı sebeptir, dışarıda uluslararası alanda medet umduğunuz, saatlerce bekletildiğiniz kapılar ise birer sonuçtur. 2013’teki çözüm iradesinin reddi sebeptir, 2021 Türkiye’sinin çöküşü ise sonuçtur. ‘Ne Dolmabahçe’si?’, ‘Ne çözümü’ diyen akıl; bugün Kürt sorununun çözüldüğünü savunmaktadır. Dik duramayanlar, cesaretli olamayanlar, inkâra sarılanlar sorunu çözemez. Dolmabahçe Masası’nın yerine savaş koalisyonuyla çözümsüzlük masası kuranlar sorunun karşısında çözülür, nitekim çözülüyor da. Evet, çözülenlerle, sorun çözülemez. Bu mesele; samimiyetle yaklaşan, geçmişten ders alan, demokratik müzakereye, diyaloğa inanan bir irade ve siyasi akılla çözülür ve çözülecektir de. Bu irade de Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin bugünkü ortak barış iradesidir ve demokratik parlamenter zemindir.

HDP ÇÖZÜMÜN ORTAK AKTÖRÜDÜR

HDP, demokratik müzakerenin ve ortak çözümün siyasi bir aktörü ve öznesidir. Çözümsüzlüğü büyütmek için HDP’ye ve demokratik siyasete karşı her gün siyasi darbe politikası yürütüyorsunuz. Ülkede o kadar çürümüşlük, yolsuzluk, dolandırıcılık, çetecilik, varken partimiz hakkında açılan Kobanê Kumpas ve siyasi intikam amaçlı kapatma davası siyasi bir darbe girişimidir. Türkiye’nin üçte birinde halk iradesini hiçe sayarak belediyelerimize kayyım atamanız siyasi bir darbedir. Eşbaşkanlık sistemimizi hedef alan tüm saldırılarınız kadına karşı erkek darbesidir. Sevgili Demirtaş ve Sevgili Yüksekdağ başta olmak üzere tutuklu binlerce seçilmiş, siyasetçi arkadaşımız darbe hukukuyla cezaevlerinde tutulmaktadır.

KOMPLO SİYASETİ YENİLECEKTİR

Kobanê Kumpas davası, iktidarınızın bir seçim kampanyasıdır. Merkez Bankası Başkanı değiştirir gibi sık sık değiştirdiğiniz mahkeme üyeleri Saray’ınızın birer partizanıdır. IŞİD’in Kobanê’de kendi karanlığına gömülmesi, politikalarınızı çökertti. Siz de HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek, intikam almak istiyorsunuz. 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın siyasi intikamı peşindesiniz. Ortada bir hukuk yoktur, bağımsız bir yargı yoktur. Engizisyon mahkemeleriniz vardır. Ama unutmayın. Darbe mahkemelerinizle siyaseti de geleceği de şekillendiremeyeceksiniz. Sandıkta, meydanlarda yenemediğiniz HDP’yi mahkeme salonlarında da yenemeyeceksiniz. Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir.

DİZ ÇÖKMEYİZ

Şunu da hatırlatırım:HDP’nin mücadele geleneği, bugüne değin sayısız yargı darbesi, siyasi kumpas ve komplo gördü. 1990’larda Mehmet Sincar’ları, Vedat Aydın’ları katleden zihniyetin bugünkü sahipleri İzmir’de parti binamızda Sevgili Deniz Poyraz’ı katletti. HDP’yi suikast, linç, siyasi soykırım operasyonları ve yargı kumpasları kıskacına alarak siyaset yapamaz hale getirmek isteyenler iyi bilsin: Biz diz çökmeyiz, boyun eğmeyiz, demokratik siyasetten ve barış mücadelemizden asla vazgeçmeyiz.

Siz yasakladıkça, demokratik siyaseti yaşamın her alanında daha fazla büyütmeye devam edeceğiz.Tutuklu ama özgür siyasetimiz mutlaka kazanacaktır, iradeye kelepçe vuran erdemsiz, yozlaşmış, korkak siyaset ise büyük kaybedecektir.  

Musa Anter’in dediği gibi: ‘Ve cellat uyandı yatağında bir gece/tanrım dedi bu ne zor bilmece/öldükçe çoğalıyorlar/ben tükenmekteyim öldürdükçe.’

İşte HDP budur. Bir gidip, bin gelen, milyonlarla yoluna devam eden, cezaevlerine de meydanlara da sığmayan köklü bir mücadele deryasıdır. Halkları hak, adalet, eşitlik ve barış temelinde birleştiren ve Türkiye'nin özgür geleceğinin teminatı olan bir fikriyattır. Bir ucu Anadolu’da, diğer ucu Mezopotamya’da olan bu fikriyatı durduramayacaksınız, engelleyemeyeceksiniz.

YARATTIĞINIZ TABLOYLA MUTLAKA YÜZLEŞECEKSİNİZ

Ülke olarak yaşadığımız büyük çöküş, aynı zamanda çıkış için de önemli fırsatlar yaratmaktadır. İktidarın her ne kadar uykuları kaçsa da ülke artık bir seçim sürecine girmiştir. Buradan çağrı yapıyorum: Politikanıza güveniyorsanız, cesaretiniz varsa buyurun sandığı hemen getirin. Halk kararını versin! Seçim koşulları çoktan oluşmuştur. Halk sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. Oyalamayla, zaman kazanmaya çalışmayın. Ne yaparsanız yapın o büyük yüzleşme günü gelecektir. Eninde sonunda o sandık kurulacak ve gerçeklerle, yarattığınız tabloyla mutlaka yüzleşeceksiniz.

BU SEÇİM BİR REJİM SEÇİMİDİR

Yurttaşlarımız bilmelidir: Bu seçim bir cumhurbaşkanlığı seçimi değildir. Bu; bir rejim seçimidir. Gelecek yüz yılı belirleme seçimidir. Bu seçim; halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeniyle, hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçimdir. Haksız zenginleşme ve yolsuzluk düzeniyle, ekmeği, aşı büyütme arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, halklarımıza tekçiliği dayatan düzenle, kimliği, dili, inancı ve kültürü reddedilmeden herkesin eşit ve özgürce birlikte yaşayacağı ortak gelecek arasındaki bir seçimdir. Bu seçim; eşitsizlikle en büyük şiddet ve ayrımcılığa uğrayan, kazanımları her gün saldırı altında olan kadınların özgürlük ısrarıyla erkek düzen arasındaki seçimdir.

DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ MUTLAKA BAŞARACAĞIZ

Bu seçim; özgür bir gelecek kuracak olan gençlerle, bu geleceği karartmak isteyen kötülük düzeni arasındaki bir seçimdir. Bu seçim; en büyük barış ittifakıyla, ülkeyi yıkıma götüren savaş koalisyonu arasındaki seçimdir. Bu seçim; rant için talan edilen ormanlarla, derelerle, rantçı iktidar arasındaki bir seçimdir. Evet, Türkiye halkları asla karamsarlığa ve kaygıya kapılmamalıdır. Büyük demokratik dönüşümü mutlaka başaracağız. İşçisiyle, emekçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, kadınıyla, genciyle omuz omuza vererek, ortak mücadeleyi büyüterek, bu düzeni birlikte değiştireceğiz. Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz.

SÖKE SÖKE ALACAĞIZ

Bu mücadele; ekmeğimizi de aşımızı da büyütme mücadelesidir. Herkes için ekmek, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için demokrasi mücadelesidir. Ortak, eşit gelecek mücadelesidir. Bu mücadele; bizim olan kazanımlarımızı söke söke bu düzenden geri alma mücadelesidir. Halktan gasp ettiğiniz hakları, özgürlükleri, alınterinin hakkını söke söke misliyle geri alacağız. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere gasp ettiğiniz tüm hakları söke söke erkek düzeninizden geri alacak ve bu erkek düzeninize son verecektir. Gasp ettiğiniz belediyelerimizi, yolsuzluk ve yüzsüzlük yarışına giren o kayyımlarınızdan bir bir geri alacağız. Halkın ekmeğiyle, geleceğiyle oynamanın siyasi bedelini sandıkta çok ağır ödeyeceksiniz.

GELİN EN GÜÇLÜ BİRLİKTELİĞİ KURALIM

Demokrasiden, barıştan, adaletten, emekten, birlikte yaşamdan yana olan, bu düzenin zulmü altında her gün bedel ödeyen tüm yurttaşlarımıza, toplumsal muhalefete, tüm demokratik muhalefete buradan mücadele ortaklığı çağrısı yapıyorum: Gelin yeni bir dönemi hep birlikte başlatalım. Korkuları, siyasi kaygıları, hesapları bir kenara bırakalım. Siyaset üstü bakalım. Bu ülke halklarının enkazdan kurtarılması için en güçlü birlikteliği kuralım. Türkiye toplumunu yoksulluk-işsizlik-açlık-adaletsizlik sarmalıyla kuşatan bu zulüm düzeninin karşısında demokrasi, adalet, barış, özgürlük ve ekmek mücadelesini büyütelim.

CUMHURİYETİ BÜYÜK BARIŞLA BULUŞTURALIM

En güçlü demokrasi ittifakıyla, büyük barış ittifakıyla yüzüncü yılında cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım. HDP buna vardır, bu cesarete ve kararlılığa her zamankinden daha fazla sahiptir. Ve bunu başaracaktır. Herkes umutlu olmalıdır. Değişim gücü halklarımızın elindedir. Karunlaşan iktidar düzenini değiştirecek olan halklarımızın Harunlaşan mücadelesi olacaktır. Unutulmamalıdır: Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu andır. Ve O an hızla yaklaşmaktadır. Büyük değişime az bir süre kalmıştır. Ve bu büyük değişimin kapısını HDP şimdiden açmıştır. Milyonların iradesi ve umudu yeni bir dönemi başlatacaktır. Güneşi gülüşüne, direnişi yaşamına sığdıran kadınlar, cesaretini gelecekle buluşturan gençler, bu yüzyılı demokrasi ve özgürlük yüz yılına çevirmeyi başaracaktır.”

Mezopotamya Ajans 

06 Ara 2021 - 18:47 Ankara/ Çankaya- Siyaset --- Okunma



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.