Oluç: Susurluk’tan Daha Kötü Bir Durum

Kürtlere yönelik 90’lı yıllarda yürütülen savaş üzerinden kriminal suç örgütlerinin şekillendiğini ve Susurluk’un bu atmosferde yaşandığını hatırlatan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Susurluk’tan çok daha profesyonel çalışan ve iktidarla ilişkileri olan bir suç ortamının olduğunu söyledi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, aralarında Mezopotamya Ajansı’nın da olduğu bir grup gazeteciyle çevrimiçi bir araya geldi. Oluç, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamalarını, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni anayasa çıkışını, ittifak tartışmaları ve sınır ötesi operasyonları başta olmak üzere gündemdeki gelişmelere dair soruları yanıtladı.
 
 Sedat Peker’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Cevat Öneş’in bir yazısı vardı diyor ki; ‘Türkiye şu anda Susurluk döneminden daha beter bir durumda.’ Hakikaten öyle. Çünkü 2014’den bu yana Sedat Peker’in iktidarla olan ilişkisini hatırlatmak istiyorum. Hatta bir AKP’li belediye Peker’e üstün hizmet nişanı vermişti. Mitingler yapmıştı AKP için. Aydınları, akademisyenleri ağır tehdit eden açıklamaları oldu. Sonra bunların hepsinden beraat etti. İktidarla ilişkisi yurtdışına gidene kadar son derece iyiydi. Elini kolunu sallayarak gitti. İçlerinde bir iktidar kavgası, pazar kavgası başladı belli ki ve konuşmaya başladı. Dolayısıyla iktidarın bu kadar suskun kalması tuhaf. Son İnfaz Yasası ile organize suç örgütü liderleriyle çekilen fotoğraflar vardı. Engin Alan, Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı vs. Çekildiği yer de anlamlıydı, Bodrum Yalıkavak Marina’da. Bu fotoğraf iktidarın içindeki çevrelere verilen bir işaretti; bir mevzi savaşının mücadelesinin işaretiydi. Benim de kanaatim Susurluk’tan çok daha profesyonel çalışan, iktidarın çeşitli odaklarıyla ciddi ilişkileri olan, çeşitli odaklar tarafından koruma altına alınmış olan suç ortamından söz ediyoruz. Yargı iktidarın bu kadar tahakkümü altında olmasaydı belki çeşitli vicdan sahibi yargı mensupları adım atabilirdi ama şimdi de o yok. Hukuk yolu da işletilemiyor. Büyük bir çürümeyi gösteriyor. Bu çürümenin iktidardan bağımsız bir çürüme olmadığını asla düşünmemek gerekiyor kanaatindeyim.
 
Peker’in açıklamaları iktidar içi bir çözülmeyi mi gösteriyor?
 
Çözülmeden çok iktidar içindeki bir kavgayı gösteriyor. Çünkü bunların her birinin iktidarın belli odaklarında destekleri olduğu bilinir, eskiden beri bu böyleydi. Ve bu kavga çürümenin ne kadar derinden olduğunu gösteren bir yan taşıyor. Susurluk’tan daha kötü bir durum. Çünkü siyasetçi-mafya-bürokrasi arasındaki ilişkiyi çok net olarak gösteren bir tabloyla karşı karşıyayız. Susurluk’ta da öyleydi, Susurluk’ta arabanın içinden çıkanlar temsili isimlerdi, bürokrasi-mafya- siyaset ilişkileri açısından. Bu, bir kez kaza olmadan ortaya çıktı. Bugünkü mesele içlerindeki bir iktidar kavgasının dışa yansımasıdır. Burada illa siyasi iktidarı kastetmiyorum, işte uyuşturucu alanındaki pazar payı belki ya da organize suç örgütlerinin pazar payından bahsediyorum. Bunun için ciddi mücadele sürüyor. Siyaset bu işin içinde, iktidardaki çeşitli odaklar çok ciddi bir yerinde duruyor.
 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin anayasa önerisine nasıl baktınız? Sizin bir hazırlığınız var mı?
 
 
‘Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) kapatalım’ diyen bir MHP lideri var. Şimdi ‘AYM’yi kapatalım’ diyen biri, hangi anayasal güvenceleri oluşturabilir anayasada? Bunu diyen bir zihniyetin demokratik bir anayasa tartışması yapması mümkün mü?
 
Bahçeli’nin önerisinin demokratik ve özgürlükçü anayasa olduğu kanaatinde değilim. Özgürlükçü, demokratik anayasa yapılacaksa, insanlar görüşlerini açıkladıkları, iktidarı eleştirdikleri için ya da anayasal hakları olan eylem ve etkinliğe katılmaları soruşturmaya uğramamalı. Demokratik anayasa ancak böyle bir ortamda olur. Yoksa korku ikliminin bu kadar hakim olduğu bir ortamda toplumsal ve siyasal muhalefetin bu kadar baskı, ağır suçlamalarla karşı karşıya olduğu bir ortamda demokratik, özgürlükçü anayasa yapılamaz. Elbette Türkiye’nin eşitlikçi, özgürlükçü demokratik anayasaya ihtiyacı var. Ama bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen ve dünya da örneği bulunamayan ucube sistemin nasıl daha da ucube haline getirilmesi için yapılacak çalışmalar anlamına gelmez.  Olması gereken gerçekten demokratik, özgürlükçü, evrensel ilkelere hem hukuk ilkelerine hem demokratik ilkelere uygun olan bir anaysa tartışması sürdürmektir. MHP’nin anayasa önerisinin bu ölçüde olduğunu düşünmüyorum. Var olan sistemi daha beter daha otoriter daha totaliter daha otokratik bir sistem haline nasıl getirebiliriz arayışıdır. Biraz da siyaset gündeminde yer alma hevesidir.
 
Yeni bir anayasa tartışmasının politik iklimi mevcut mu?
 
Bahçeli, her grup toplantısının açılışında toplumsal ve siyasal muhalefete karşı bir tutumu var. İşte HDP’nin kapatılması, milletvekilliklerinin düşürülmesi gibi vs. çeşitli söylemleri var. Bu da bir anayasa tartışmasının yapılabilmesine imkan sağlamıyor. O yüzden olması gerekenin politik iklimin değişmesi; demokratik politik kültürün yeniden hakim olması ve değişmiş olan politik iklimle bu tartışmanın yapılması gerekiyor. Şu anda zaten Meclis’te hiçbir parti ve ittifak kendi başına anayasa yapacak durumda değildir. Anayasayı da zaten sadece Meclis’teki tartışmalarla yapamayız. Toplumun, sivil toplum örgütlerinin, Meclis dışındaki siyasi partilerin tartışmanın içinde olması gerekir. Bütün bunlara bakınca şu anda bir anayasa tartışması gerçekçi değil. Bu iktidar zihniyeti değişmediği müddetçe böyle bir anayasa çalışabileceği kanaatinde değiliz. Ama iktidar derse ki biz her şeyi açıkça tartışmaya hazırız, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dahil olmak üzere bir demokratikleştirilmiş, güçlendirilmiş bir parlamenter sistemin, yerel demokrasiyi güçlü bir parlamenter sistemin nasıl olabileceğini hazırız derse bu tartışma yapılabilir hale gelir. Ama böyle bir hazırlıkta yok doğrusu.
 
Bahçeli’nin önerisinde, Cumhurbaşkanlığı yardımcılarının seçimle göreve gelmesi, Bakanlar Kurulu’na anayasal bir statü getirilmesi, hükümet programının Meclis’te okunması gibi öneriler var. Sizce Bahçeli bir sistem eleştirisinde mi bulunuyor? Sisteme dair bir sorgulama veya itiraf görüyor musunuz?
 
Bütün alanlarda iç ve dış politika dahil o kadar ciddi yanlışlar, fiyaskolarla karşı karşıya kalınmış ki, bu sistemin bu haliyle savunulması bayağı maharet ister. Kimse de yapamıyor. Açık görünüyor. Bu önerinin var olan sistemi ‘düzeltelim, demokratikleştirelim, kuvvetler ayrılığını tesis edelim’ önerisi olduğu kanaatinde değilim. Tam tersine var olan sistemin otokrasisini güçlendirecek totaliter, demokratik olmayan anlayışını güçlendirecek adımlar atma önerisi olduğu kanaatindeyim.
 
Öneriler için “AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hareket kabiliyeti daraltılıyor” yorumları yapanlar da var. Bahçeli Erdoğan’a mesaj mı veriyor?
 
İktidar içinde yani AKP-MHP açısından bakarsak, -iktidarın başka görünmeyen ittifakları da var- ama görünen ittifaklar açısından bakarsak, çeşitli konularda tartışmalar var. Aralarında açıkça ortaya çıkmasa da sürtüşme konuları var. Ama diyelim MHP’nin Erdoğan’a yönelik gözdağı da olsa yanlış hesaplanmış bir gözdağı. Çünkü MHP ile birlikte hareket edecek bir muhalefet partisi yok ki AKP karşısında. Arkası boş bir gözdağı. MHP şu anda bütün kamuoyu yoklamalarında baraj altında görünen bir parti. MHP toplumda büyük irtifa kaybetmiş ve kendi seçmeni nezdinde de güvenirliğini yitirmiş olan bir parti. Bu kadar irtifa kaybetmiş bir parti olarak hangi güçlere güvenerek gözdağı verecek. Bir de görünmeyen ittifak ortaklarına güvenerek olabilir ama bunun da çok büyük bir karşılığı olmaz. O yüzden bunun tamamen gündeme dahil olabilmek için biraz tartışmalar da yer alabilmek için atılmış bir adım olduğunu kanaatindeyim. ‘Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) kapatalım’ diyen bir MHP lideri var. Şimdi ‘AYM’yi kapatalım’ diyen biri, hangi anayasal güvenceleri oluşturabilir anayasada? Bunu diyen bir zihniyetin demokratik bir anayasa tartışması yapması mümkün mü?
 
 Partinizin Merkez Yürütme Kurulu toplantısında Kobanê Davası’yla ilgili izleyeceğiniz stratejiye dair tartışmalar yürüttünüz. Nasıl bir strateji belirlediniz?
 
 
 İki konu önemli. Her şeye rağmen bir hukuk mücadelesi. Kararın öncesinden belli olması ve yürütme tarafından heyete tebliğ edilmesine rağmen hukuk mücadelesi sürecek. İkincisi, politik olarak bir kez daha şunu tartıştık: Bu siyasi intikam davasıdır. 
 
İlk duruşma bize çeşitli konularda mesajlar vermiş oldu. Tamamen siyasi intikam davası diyoruz. Dava o kadar zayıf, iddianamede hiçbir şey yok. Çok açık siyasi nedenle açılmış ve sürdürülecek bir dava. Mahkemede ilk duruşmada bunu açıkça gösterdi. Hakim her türlü savunma hakkını sınırladı, konuşturmadı. Avukatların tamamı içeri giremedi. Giremeyen avukatlar için ‘Başka bir salon ayarladık oradan izleyebilirler’ dedi mahkeme. Avukat izleyici mi, konuk mu? Yani savunma makamı bir izleme makamına dönüştürülebilir mi? Bu aslında bir tiyatro. Hukuk işlemeyecek. İddianamenin boş, hukuksuz hazırlandığını gösterecek bir mahkeme heyeti değil. Siyasi intikam alınacağı ve mahkum edileceği tiyatro. Bunu gördük. Son MYK’de bir kez daha değerlendirdik. Hukukçularla da görüşmeler yaptık. Biz bunun nasıl sürdürülebileceği konusunda görüş alışverişinde bulunduk.
 
İki konu önemli. Her şeye rağmen bir hukuk mücadelesi. Kararın öncesinden belli olması ve yürütme tarafından heyete tebliğ edilmesine rağmen hukuk mücadelesi sürecek. İkincisi, politik olarak bir kez daha şunu tartıştık: Bu siyasi intikam davasıdır. HDP olarak bu davanın tam olarak arkasında duracağız. Biz defalarca araştırma önergesi verdik, Kobanê olaylarıyla ilgili yaygın bir araştırma yapılsın diye. Önergelerimiz her defasında iktidar tarafından reddedildi. Biz o dönemin araştırılmasını istiyoruz, çok sayıda insan öldü. Ölen insanların katilleri hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadı. AİHM kararında da açıkça belirttiği gibi iktidar siyasi saiklerle HDP’ye yönelik davalar açıyor. Bütün bunları değerlendirdik MYK’de ve siyasi olarak arkadaşlarımızın tutumlarına sahip çıkacağız. Hem örgütsel hem politik hem hukuki olarak net tutumunu HDP ortaya koyacak. Böyleydi ve yine böyle olacak.
 
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Benim fikrim HDP seçime ayrı girmeli” açıklamasında bulundu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Seçim ittifakı dediğimiz mesele, seçimler gündeme geldiğinde konuşulacak meseledir. Birincisi seçimlerin ne zaman yapılacağı belli değildir, seçim koşulları belli değildir, hangi seçim sistemiyle seçimin yapılacağı belli değildir. Var olanla mı yoksa yenimi, hiçbirinin belli olmadığı bir zamanda seçim ittifaklarını konuşmak doğru iş değildir. Biz demokrasi ittifakından söz ettik. Güçlü parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığı gibi bir çerçevede bunu konuştuk. Bunun için mücadele edenlerin demokrasi ittifakı zemininde buluşmasıyla da benzer önerilerini güçlü olarak birlikte ifade etmelerinin önemine hep işaret ettik. Türkiye’de bir demokrasi ittifakı anlayışı var olmazsa bu otokratik sistemin tek adam anlayışını değiştirme şansı olmayacaktır. O yüzden biz bunları değiştirmenin yolunun demokrasi ittifakı anlayışında ortaklık yaratmak olduğunu düşünüyoruz, hala da aynı fikirdeyiz. Şu anda yaptığımız bir seçim tartışması yok. Ancak bunun koşulları ve zamanı belli olduğunda elbette ki seçim tartışması bizlerde yapacağız. HDP seçmenleri partilerine en bağlı olan seçmenler görünüyor. Bütün kamuoyu araştırmaları bunu gösteriyor. HDP seçmenlerinin de Türkiye’de bir demokrasinin gerçekleşmesi için çok kararlı bir seçmen olduğu açıkça görünüyor. Bilinçli bir seçmendir HDP seçmeni, seçimler geldiğinde koşullara bakarak ne yapması gerektiğini HDP olsa da olmasa da bulacaktır. Kendimize güveniyoruz. Türkiye’deki siyasete biraz ilgili olan, yorumlayan herkesin de çok açık bir biçimde gördüğü ve fark ettiği bir konu var. Bugünkü sistem içinde HDP olmadan herhangi bir ittifakın başarı elde etme şansı yoktur. HDP önemli bir pozisyondadır ve kilidi açacak olan pozisyondadır. Bunun bilincindeyiz, farkındayız. Tartışmalarımızı bu olgunluk ve ciddiyetle yapıyoruz. Esas hedefinde Türkiye’de demokratik ortamın, özgürlüklerin ve eşitliğin sağlanması olduğunu biliyoruz. HDP seçmeni oy tabanı olmadan herhangi bir değişikliği gerçekleştirmek mümkün değil.
 
 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Abdullah Gül’ün adaylığıyla ilgili konuştu. Gül’ün çatı adaylığı önerisi size gelmiş miydi?
 
Gül’ün adaylığı konusunda bize resmi olarak bir teklif gelmedi. Dolayısıyla bu tartışmanın içinde parti olarak bulunmuş değiliz.
 
Önümüzdeki seçimlerde 2018’deki gibi her partinin kendi adayını çıkaracağı bir sistem mi yoksa bir çatı adayı mı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Bir seçim tartışması, çatı adayı mı yoksa herkes kendi adayıyla mı girsin gibi bir tartışma yok. Çünkü seçimin hangi koşullarda ve hangi yasal çerçevede yapılacağı şu anda çok belirsiz. Bu belirsizlik içinde bu tartışmayı yapmak iktidarın istediği bir şeydir. Acaba bazıları adaylıklarını açıklarlar da hızlıca o adaylıklarını açıklamış olanları yıpratabilir miyiz gibi iktidarın işine gelen bir şey.  Biz iktidarın bu konudaki dolduruşlarına gelmek yanlısı değiliz. Muhalefete de tavsiye ederiz, onlar da gelmesinler. Bu yıpratma oyunudur. İktidarın çeşitli kalemşörleri bu tür tartışmaları kışkırtmaya çalışıyor ama biz bunu çok ciddiye almıyoruz. Belli olsun, hangi koşullarda ve yasal çerçevede seçimlere girileceği, o zaman tabi ki bu tartışmayı açık yapacağız.
 
  İsrail’i kınamaya dönük yapılan ortak bildiride HDP olarak yer aldınız. Daha önce bu tür ortak açıklamalara katılmadığınız yönünde eleştiriliyordunuz. Buna nasıl karar verdiniz?
 
Daha önce de HDP 2-3 kez bu tür bildirilere imza attı. İmza atmadığımız bildiriler de var. Biz şöyle bakıyoruz, bir dış politika konusu varsa o dış politika konusunda iktidarın attığı adım doğru mu yanlış mı, kendi politik duruşumuza göre değerlendiriyoruz. Bunun sonucunda eğer bu politik adımı yanlış buluyorsak desteklemiyoruz, doğru buluyorsak o konuda söylenen sözleri ya da atılacak adımları destekliyoruz. Filistin’in onlarca yıldır Ortadoğu’da süren bu sorununun, Filistin halkının eşit devlet oluşumuyla sonuçlanması gerektiği konusundaki fikirlerimiz nettir ve Filistin halkının mücadelesini hep destekledik ve dayanışma göstermeye de devam edeceğiz. İsrail’in yaptığının hem uluslararası politika hem bölge politikası hem insanlık hem de halklar ve inançlar açısından baktığımızda hiçbir şekilde kabul edilebilir bir yanı yok.
 
23 Nisan’da sınır ötesi operasyon başlatıldı, devam ediyor. Kürt sorununun çözümüyle ilgili de bağlantısını kurarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
 
 Sınır ötesi operasyonlar yeni değil. 80’li yıllardan bu zamana kadar onlarca kez yapılmış olan operasyonlar. Bu zamana kadar bunların Kürt sorununun çözümü doğrultusunda herhangi bir olumlu sonuç yaratmadığı biliniyor.
 
Sınır ötesi operasyonlar yeni değil. 80’li yıllardan bu zamana kadar onlarca kez yapılmış olan operasyonlar. Bu zamana kadar bunların Kürt sorununun çözümü doğrultusunda herhangi bir olumlu sonuç yaratmadığı biliniyor. 80’li yıllardan bugüne baktığımızda o zaman Kürt sorunu bu kadar bölgesel ve küresel bir sorun haline gelmemişti. Şimdi bölgesel ve küresel bir sorun haline geldi aynı zamanda. Bu tür operasyonların demokratik ve barışçıl çözüm açısından en ufak bir katkısı bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olabileceği kanaatinde değiliz. Bu Kürt sorununun çözülebilmesinin yolunun demokratik, barışçıl bir yol olduğunu, diyalog ve müzakereyle çözülebileceğine kararlılığımız ve inancımızı koruyoruz. Bu nedenle bu tür operasyonları herhangi bir barışçıl ve demokratik yola hizmet etmediğini biliyoruz. Üstelik bunların inanılmaz ekonomik kaynak ve insan yitimine yol açtığını da biliyoruz. Geçenlerde hiç görevi olmamasına rağmen Merkez Bankası Başkanı, ‘Bu 128 milyar dolar nerede’ sorusuna cevap vermedikleri için en son ‘Bu SİHA’lar, İHA’lar bedava mı uçuyor’ dedi. Belli ki konuyu da bilmiyor. Daha önce de hatırlarsanız biber fiyatlarıyla mermi fiyatlarını karşılaştırmıştı AKP Genel Başkanı. Atılan her mermi her bomba sonuç olarak bu ülkenin ekonomisinden bir şeyler götürüyor.
 
Bakın 90’lı yıllar Susurluk kazası ve ortaya saçılan bütün o çürümeyi, pisliği konuşuyoruz. O zamanın konjektörüne bakalım, ortaya saçılma ve bu çürüme, siyaset, bürokrasi ve mafya ilişkileri neyin üzerinde şekilleniyordu? 90’lı yıllar ve o zamanki savaş üzerinden şekilleniyordu. Eğer bir ülkede savaş varsa ya da bir ülke çatışmalı bir ortamı yaşıyorsa ya da bir ülke bugün olduğu gibi güvenlikçi politikalar üzerinden iç dizaynını yapmaya çalışıyorsa bu ülkede hukuksuzluk, adaletsizlik var demektir. Hukuksuzluğun ve adaletsizliğin olduğu yerde bu tür gayri meşru ilişkiler ortaya çıkar. Yani siyasette, bürokraside mafyanın ilişkileri ortaya çıkar ve bunlar inanılmaz bir çürüme ortaya çıkarır. O zaman hem iç politikada hem de dış politikada siz bir çürümenin imkanlarını da ortaya koymuş oluyorsunuz. Bugün de yaşanan budur. O zamanın aktörlerinin bir kısmı bugünkü çürümenin içinde de hala aktördürler. O zaman siyasette ve bürokraside yönetici pozisyonunda olanlar bugün yine aktörler ve saray rejimiyle içli dışlılar. Bu çok açık ve net görülen bir durum. Bu nedenle Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün gerçekleşmesi, güvenlikçi politikalar yoluyla değil diyalog, müzakere, barışın sağlanması, bu konuyu Meclis içi ve dışındaki siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla konuşarak çözmek ve bu konunun yarattığı sorunları aşmak konusunda adım atarsak o zaman bu çürümenin, siyaset bürokrasi ilişkilerinin ortaya çıkmasının da önünü almış oluruz.
 
Diyarbakır’da kayyımın yaptığı “heykelleri” nasıl buldunuz?
 
Birincisi bu kullandıkları heykelleri -ki heykel de dememek lazım- tuhaf figürleri. Melih Gökçek’le çalışanlar acaba şu anda Diyarbakır kayyımının yanına mı gittiler diye de merak ediyorum. Bir kere Diyarbakır mimarisiyle, kültürüyle, bölge halkının kültürüyle alakası olmayan şeyler. Hiçbir estetik değeri olmayan, berbat şeyler. İnanılmaz paralar ödemişler. Bu belli ki yandaş birilerine para kazandırma kapasıdır. Ucube, ne olduğu belli olmayan bu şeylere dair bir de açıklama yapıyorlar. İnsan biraz utanır. Ama utanma, sıkılma bu iktidarda yok.
 
İçişleri Bakanı çıkıp, Erkem İmamoğlu elini arkada bağlamış da soruşturma izni vereyim mi vermeyeyim mi, yok Ekrem İmamoğlu HDP’li belediyeleri ziyaret etmiş de soruşturma izni vereyim mi vermeyeyim mi diyor. Ya sen ne konuşuyorsun? Sen gel Mardin kayyımı hakkında soruşturma iznini ver. Sen merkeze çektiğin kayyımların yaptığı yolsuzlukların soruşturulabilmesi için izin ver. Mardin, Diyarbakır ve Siirt’te davalar açıldı bu konuda. Soruşturma izni vermiyor İçişleri Bakanlığı. Elini arkada bağlamış soruşturma izni vereyim mi vermeyeyim mi diye konuşuyor. Şaka gibi bir şey. Dolayısıyla en son ucubeleri oraya dikmiş olan kayyımın da herhangi bir estetik anlayışı olmadığını daha önce çektirdiği çeşitli fotoğraflardan da biliyorduk. Buna en iyi cevabı, sandıkta o bölgede yaşayan Kürt, Arap, Türk, Êzidî ve Süryani halkı hepsi birlikte verecektir. Kayyım atamaları asla halk tarafında kabul edilmediğini bu iktidar görecektir. 
 
Mezopotamya Ajans 

12 May 2021 - 09:01 Ankara/ Çankaya- Siyaset --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.