Tahir Elçi Davasında Yeni Karar!

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili üç polis dört kişinin yargılandığı davada sanıkların tutuklanması talebi reddedildi, dava 14 Temmuz’a ertelendi

Diyarbakır Baro Başkanı  Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin dört buçuk yıl sonra açılan davanın ikinci duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmayı, Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, Cumhuriyet Halk Partisi ( CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Alpay Antmen, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Semra Güzel ve Mahmut Toğrul, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ve Dersim Dağ ile Ankara, Van, Antep, Mardin, Batman, Şanlıurfa baro başkanları izledi.

Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin sanık polisler Mesut Sevgi, Fuat Tan ve Sinan Tabur, “bilinçli taksirle öldürmeye sebebiyet verme”, firari örgüt üyesi Uğur Yakışır hakkında ise “iki polis memurunu öldürme”, “ bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs etme” ve “Elçi’yi olası kastla öldürme” suçlarından yargılanıyor.

Duruşmaya sanık polisler Malatya, Hatay ve Elazığ’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

“Adaletin gerçekleşme olanağı bu salondadır”

Mahkeme, Türkan Elçi’nin talebini kabul ederek ilk olarak kendisine söz verdi.

Türkan Elçi şunları söyledi:

“Bilindiği üzere 132 gün önce bu salonda uzun yılların ardından açılan bir cinayet dosyasının adalet arayışının ilk adımları atılacaktı, umutluyduk. Beş yılı aşkın bir zaman da geçmiş olsa umutluyduk. Toplumda yaşadığımız genel atmosfer düşünüldüğünde umut sözcüğü çoğu insan için inandırıcılığını yitirmiş olabilir, fakat gerçek bir mağdur hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmez, vazgeçemez. Çünkü umut onların yaşam dayanağıdır. Çoğu kayıp yakınından dinlediğim hikâyelerde gidenlerin günün birinde kapıdan içeriye gireceklerine, geri döneceklerine inandıkları gibi ben de adaletin tecelli etmesi gerektiğine hep inandım.

132 gün önce ‘Adalet dağıtıcısı olarak addedilen makamınıza saygımız var, çünkü mağdur vekili olarak yapılan haksızlıkların adaletle buluşması için hukuka inanan bir insanın ruhunun mahkeme duvarlarında izi var’ şeklinde meramımızı anlatacaktık. Fakat saygı duyduğumuz makam bizi dışarıya atmakla tehdit etti. Makamınıza birilerini salondan atma olanağı tanındığını bilebilecek durumdayız. Fakat bir yetki, vicdani ve empati gibi değerlerden uzaklaştığında ortada iletişimi koparacak ve güveni sarsacak bir güç kalır. Oysa hukuk düzeni, güven duygusu içinde bir yaşamı vadeden bulunmaz bir nimettir. Benim gibi bir mağduru dışarıya atmakla tehdit etmek oldukça kolay bir davranıştır. Çünkü arkanızda bir mülkün devasa gücü var. Bizim arkamızda ne devlet gücü ne devlerin gücü ne de sırtımızı yaslayacağımız duvarlarımız var. Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var, hepsi o kadar.

Adaletin gerçekleşme olanağı bu salondadır, onu gerçekleştirme yükümlülüğü de bu makama düşmektedir. Aynı zamanda bu makamın, yükümlülüğünü yerine getirirken objektif olduğu kanısını uyandırmak zorunluluğu vardır. İlk duruşmada usul tartışması hususunda gösterilen direnç, sanıkların salonda hazır bulundurulması konusunda da gösterilmiş olsaydı, yargılamanın sıhhatle yapılmasının olanakları yaratılsaydı, taraflara objektif yaklaşıldığına, adaletin tecellisi için gayret edildiğine kanaat getirilecekti. Zımni de olsa bir yargıç, taraflara meylini hissettirdiğinde eşitlik ilkesinin varlığından söz etmek ne derece doğru olacaktır? Bir yargı makamı kendini adaletin hizmetinde değil de devletin bir memuru olarak görüyor ve sanık sandalyesinde devletin menfaati için çalıştığını iddia eden polisleri yargılama hususunda hassas davrandığını hissettiriyorsa bunun keyfi bir yaklaşım olduğu, keyfiliğin vicdanları yaraladığı da bilinmelidir.

Sonu bir mabedin ayakları altında dramla biten bir senaryonun yazarlarının bulunup cezalandırılması huzur ve güven içinde bir ülkede yaşamamız açısından elzemdir. O daracık sokakta başrolleriyle, figüranlarıyla oynanan oyunun senaristinin, yönetmeninin, kurşunu sıkanın bilinemeyeceği veya işlenen suçun taksirle olduğu inandırıcı değildir. Hukuk devleti ilkesi gereği, yaşadığımız mağduriyetin hukuksal çözümünü yargı mekanizmasına bırakmayı gerektirir. Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler.

İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır. Yargı toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir. Yargı makamlarının adalet dağıtıcısı olarak tanrısallaştırılmış işlevini yerine getirmemesi, suçluların cezalandırılmaması neticesinde yargı hanesinde tarih boyunca hatırlanacak bir leke olarak yerini alacaktır.”

Tahir Elçi’nin kardeşleri Mehmet Elçi ve Ömer Elçi de şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak isteklerini beyan etti.

Baroların katılma talebi reddedildi

Elçi’nin ağabeylerinden sonra müdahil avukatlar söz aldı. Tahir Elçi’nin 15 Ekim 2015’te CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın hazırlayıp sunduğu Tarafsız Bölge programına katılmasından sonra ölüm tehdidi aldığını ve hakkında çok hızlı bir şekilde dava açıldığını kaydeden avukatlar, Elçi’nin öldürülmesine ilişkin davanın ise yavaş ilerlediğini söyledi.

Diyarbakır Barosu, Tahir Elçi Vakfı, Antep, Van, Mardin, Şanlıurfa, Ankara, Şırnak baroları, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Özgürlük için Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği ve İnsan Hakları Derneği de davaya katılma talebinde bulundu. Mahkeme, Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, ağabeyleri Mehmet Elçi ve Ömer Elçi ve Diyarbakır Barosu’nun davaya katılma talebini kabul etti, diğer talepleri ise reddetti.

Avukat Benan Molu da soruşturma sürecinde devletin yükümlülüklerini, 5 yıllık süreçte hakikatin açığa çıkarılması gerektiğini ve Tahir Elçi gibi bir insan hakları hukukçusunun katledilmesi karşısında devletin ve adli makamların pasif tutumunu dile getirdi.

“Tahir Elçi’yi görmedim”

Katılma taleplerinden sonra sanıkların sorgusuna geçildi. Olayda yaralanan ve sanıklığının yanında müşteki de olan polis Sinan Tabur ifadesinde şunları söyledi:

“Olay günü haber merkezinin anonsuyla Dört Ayaklı Minare’de görev aldım. Yaklaşık 25 metre uzaklıktaydık oraya. Meydandan silah sesi gelince silahın ağzına mermiyi verdim. Silah seslerinden önce koşanları gördüm ve iki el ateş ettim. Peşinden koşan kişi de beni 4-5 metre geçtikten sonra ateş etti. Karın boşluğumdan yaralandım. Benim bulunduğum yer duvara 1-2 metre uzaklıktaydı. Toplam altı el atış yaptım. Benim bulunduğum yerden minarenin ayakları bile görünmüyordu. Tahir Elçi’yi görmedim. Hedef gözeterek ateş ettim. Silah seslerinden sonra zaten herkes çekilmişti, sokakta kimse yoktu. Yaralandığım için şikâyetçiyim ve davaya katılmak istiyorum.

Tabur, avukatların çapraz sorgusu sırasında sokakta istihbarat şubeden bildiği kimseyi görmediğini, tüm sivil polisleri tanımadığını, kendisinin bulunduğu yerden Tahir Elçi’ye doğru ateş edemeyeceğini söyledi. Tabur, idari soruşturma geçirmediğini, yalnızca yaralandıktan sonra müfettişlere ifade verdiğini belirtti. Tabur’a iddianamede TEM şubede görevli ekip amir vekilinin ‘olay anında ısrarla vatandaşların ve polislerin hedef olmaması için yüksek sesle atış yapılmaması’ şeklinde ifade verdiği hatırlatıldı ancak Tabur böyle bir şey olmadığını söyledi. Sivillerin olduğu bir yerde nasıl ateş edileceği ile ilgili özel bir eğitim almadıklarını da ekledi.”

“Hedef olduğum için başka yere atandım”

Tabur’dan sonra sanık polis Mesut Sevgi’nin sorgusu yapıldı. Sevgi, şunları söyledi:

 “Bizim oradaki görevimiz kayıt yapmaktı. Basın açıklamasının bitimine doğru bir ihtiyar adam geldi. Başkanla (Tahir Elçi) konuştular. Başkanla benim aramda 1-2 metre mesafe vardı. Konuşma bitmeden önce sokağın başından silah sesi geldi. Geri dönüp baktığımda iki kişinin koştuğunu, birinin silahlı olduğunu gördüm. Önce ayaklarının olduğu yere ateş ettim. Tahir Elçi atış alanımın dışındaydı o esnada. İki ya da üç el atış yaptım. Mermim azdı, şarjörüm bitti. O sırada istihbarat şubeden bir polisi yerdeydi, onun silahını aldım. Tahir Elçi’nin vurulma anını görmedim. Herkes ambulans ve silah istedi ama kimse başkana yardım etmedi. İhtiyar adamla konuşma yaparken biz not alıyorduk. Güvenlik eksenli bir iş yapmıyoruz basın açıklamalarında.”

Sanığın çapraz sorgusunda avukat Mahsuni Karaman, olay yaşandıktan sonra Sur İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılıp çağrılmadıklarını sordu. Sanık polis hatırlamadığını söyledi.

Avukat Neşet Girasun da sanık polis 2016’nın başına kadar Diyarbakır’da görevli olduğunu söylediği için diğer sanık polis Sinan Tabur’un 2019’a kadar görevde olduğunu, kendisinin neden hemen başka yerde görevlendirildiğini sordu. Sevgi de hedef olduğunu, bu yüzden başka yere atandığını söyledi.

“Benim hedefime girince ateş ettim”

Sanık Mesut Sevgi’den sonra sıra sanık Fuat Tan’a geçti. Tan, şunları söyledi:

 “Olay günü saat 10.15’te sorumlu olduğumuz amir tarafından arandım. Dört Ayaklı Minare’nin önünde baro tarafından açıklama yapılacağını ve ekibimi orada görevlendirmemi söyledi. Mesut ve Halil’le oraya gittik. Basın açıklaması 10.30’da başlayacaktı. Bir basın mensubu beklendiği için saat 10.40’ta başladı. Açıklamadan sonra Tahir Elçi yaşlı bir teyzeyle konuştu. Teyze ayrılınca yaşlı bir amca geldi. Elçi onunla konuşurken bizim bulunduğumuz yere doğru silah sesleri geldi. İki şahıs bize doğru geliyordu. Bir tanesi silahlıydı ve bize doğru ateş etti. Mesut’a doğru gelince ona ateş etti. Şahıs sonra yönünü değiştirdi. Benim hedefime girince ateş ettim ama kaç el olduğunu hatırlamıyorum. O sırada etrafta kimse yoktu. Sinan Tabur’un yaralı olduğunu gördüm. Sonra ambulanslar geldi. Tahir Elçi’nin vurulduğu anı görmedim.”

Sanık Tan, çapraz sorgusu sırasında görüntüleri olay akşamı izlediğini söyledi. Avukat Tuğçe Duygu Köksal da kimle ve nerede izlediğini sordu. Sanık polis de TEM şubede sanık polislerden Mesut ile birlikte izlediğini söyledi. Bunun üzerine olay tutanağının neden akşam 21.00’de tutulduğu soruldu. Sanık Tan, bilmediğini söyledi.

Sanıkların tutuklanması talebi reddedildi

Sanıkların sorgusundan sonra müdahil avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesine ilişkin taleplerini sonra sunacaklarını söyledi.

Mahkeme de ara kararında firari sanık Uğur Yakışır’ın yakalanmasının beklenmesine, iki gizli tanığın sesleri ve görüntüleri değiştirilerek duruşmada dinlenmesine, olay hakkında bilgisi olan beş tanığın duruşmaya çağrılmasına karar verdi.

Sanık avukatlarının olay yerinde keşif yapılması talebinin sonra değerlendirilmesine hükmeden mahkeme, sanıkların tutuklanması talebini ise reddetti ancak yurt dışına çıkışlarını yasakladı.

Ne olmuştu?

Tahir Elçi, 15 Ekim 2015 tarihinde CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu "Tarafsız Bölge" programında "PKK terör örgütü değildir" dedi. Bunun üstüne kanala 700 bin lira para cezası kesilirken, Tahir Elçi 20 Kasım günü Diyarbakır'da, barodaki odasında gözaltına alınarak İstanbul'a getirildi.

Elçi, savcılığın tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk etmesine karşın Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Elçi hakkında, "terör örgütü propagandası" suçundan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasım 2015'te Diyarbakır, Sur'daki Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklaması sırasında öldürüldü.

03 Mar 2021 - 20:32 Diyarbakir/ Yenişehir- Gündem --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.



Çaldıran Markaları

Hbr Çaldıran, Çaldıran ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (555) 017 44 65
Reklam bilgi