7 Yıldır Kurulması Engellenen PİA, Resmen Kurulmuş Oldu

Halkın Umudu Partisi(UMUD) 7 Ocak'ta yaptığı 1.Olağan Kongresinde isim değişikliğine giderek 7 yıldır kurulması engellenen İnsan ve Özgürlük Partisine(PİA) dönüştürüldü.

7 Yıldır Kurulması Engellenen PİA, Resmen Kurulmuş Oldu
7 Yıldır Kurulması Engellenen PİA, Resmen Kurulmuş Oldu
Haber albümü için resme tıklayın

Halkın Umudu Partisi(UMUD) 7 Ocak'ta yaptığı 1.Olağan Kongresini Ankara Kızılay'da gerçekleştirdi. Kongreye çok sayıda siyasetçi , yazar ve aktivistin de yer aldığı kongrede PİA Eski Genel Başkanı ve DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç ve HADEP ve PİA İttifak Partsisinden Ergani Belediye Eş Başkanı Ahmet Kaya da kongrede hazır bulundu.
 
ANKARA - Halkın Umudu Partisi’nin (UMUD-PAR) partileşme süreci 7 yıldır kurulması engellenen İnsan ve Özgürlük Partisi(PİA) ile ortaya çıktı. Uzun ve zorlu bir sürecin sonunda 28.07.2023 tarihinde 35 kurucuyla başvurusunu yapan Halkın Umudu Partisi'nin (UMUD) kuruluşu resmi olarak kurulmuş oldu. 03.08.2023 tarihinde Halkın Umudu Partisi (UMUD-PAR) adıyla, Türkiye’nin 133. Siyasi partisi olarak kurularak mazbatasını(Alındı Belgesi) alarak siyasi sürecini başlatmış oldu.
Yaklaşık altı aylık kuruluş sürecin sonunda Ankara'da düzenlenen kongrede dikkat çekici bir dizi karar alındı. 
Kongrede alınan dikkat çekici kararlardan biri de Türkiye siyasal hayatında bir ilk olan cinsiyetçi olmayan, yetki paylaşımına dayalı eşbaşkanlık sistemine geçildi. İki dönem kuralı getirilerek eşbaşkanların iki dönem ile sınırlandırıldı.
Kongrede PİA Eş Genel Başkanlığına Davut Güler ve Ahmet Kaya oldu.

Ankara'da gerçekleştirilen 1.Olağan Kongresinde yapılan açıklamaların bazıları şöyle;
 
"Önümüzdeki yerel seçimlerin hazırlık çalışmaları kapsamında partimizin siyaset anlayışını, yeni yaklaşımlarını toplumun tüm kesimleri ile paylaşmak, seçimlere yönelik söylem ve stratejilerimizi belirlemek için ivedilikle hazırlık yapılarak çalışmalara başlanması gerektiğini ayrıca gündemimize almamız gerekir.
 
Geçmişin tüm kırılma ve başarısızlıklarının temelinde yeterli bir toplumsal cesaretin ve uzlaşının olmayışı gerçekliğinden hareketle, tüm toplumsal kesimleri müzakereci demokrasi ve katılımcı yönetim ilkeleri etrafında buluşturan bir siyasal paradigmaya, ihtiyaç olduğunun altını çizdik ve çalışmalarımızda bu siyasal anlayışın oluşumuna katkı sağlayacak yaklaşımları, buluşmaları ve çalışmaları önemsedik.
 
Bu bağlamda Türkiye siyaset geleneği kültürel, etnik, dini, coğrafi kutuplaşmaları aşamayan; çatışma ve çelişkiler üzerinde siyaset yapma alışkanlığını bırakamayan bir geçmişe dayanmaktadır. Bir türlü aşılamayan bu olumsuz alışkanlıkların mevcut toplumsal sorunlarımızı müzminleştiren bir durum olduğunun altı çizilmelidir. Yeni bir siyasi bakışı, güçlü bir sözü ve gelecekle ilgili güçlü bir tasavvur bilincini; kucaklayıcı, kuşatıcı, farklılıklarla bir arada yaşama çabalarını önceleyen bir anlayışa odaklandık.
 

Siyasetin öncelikli hedeflerinden biri, devlet ve halk arasında mesafenin artmasına engel olmaktır. Devleti bir hizmet örgütlenmesi olmaktan çıkaran, iktidarı da çıkar lobilerinin ve çevrelerinin ilişkilerine hizmet eden bir mekanizmaya dönüşmesinin önüne geçmektir... Bu nedenle olumlu bir siyasetin devletin merkeziyetçi özelliğini ve gücünü yerelle paylaşacağı bir stratejiyle hayata geçirilebileceğini düşünmekteyiz. Esasında bu, hem merkeziyetçiliğin taşıyamadığı sorunların yerinde çözümlenmesini sağlayacak hem de yerele yayılan bir güç paylaşımıyla toplumun demokrasiye katılımı etkinleştirilecektir.
 
Küreselleşme çağında, ekonomi ve dijitalleşme olmak üzere her alanda güçlü ilişki ve bağlantıların kaçınılmaz kıldığı etkileşimler, dünyaya yön vermektedir. Bu gerçeklik ancak bilgi teknolojileri başta olmak üzere her alanda etkili farkındalık ve gelişmişlik ile yönetilebilir. Bununla birlikte, eşitsiz gelişmenin tüm insanlık ailesi için yol açtığı sorunlara çözüm sağlama ve gelecekte daha yaşanabilir bir çevre, kültürel ve endüstriyel kirliliklerden arındırılmış bir dünya bırakma duyarlılığı, siyasal stratejimizin en önemli yönlerinden biridir.
 
Jeo-stratejik konumu ile yerkürenin kalbinde yer alan bir coğrafyada bulunmaktayız. Bir yüzümüz Ortadoğu, bir yanımız Kafkasya, bir yönümüz, Balkan coğrafyası üzerinden Avrupa, diğer taraftan Akdeniz havzası üzerinden Afrika ve Avrupa ile çevrili coğrafyamız, kadim medeniyetlerin kesiştiği çok katmanlı bir havzadır. Semavi dinlerin, kültürlerin ve halkların buluştuğu bir ülkede yaşamaktayız. Türkiye tüm bu birikim ve stratejik gerçekliği ile dış ilişkilerini dostluk ve barış ekseninde oluşturmalı; ayıran değil, buluşturan bir ülke olmalıdır. Temel amaç evrensel barışın, insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve küresel adaletin sağlanmasıdır. Sadece kazan-kazan amacına matuf stratejik bir kıskacın, dost-düşman tanımına indirgenmiş militarist güvenlikçi yaklaşımın, geleceğin dünyasına umut olamayacağı ise ortadadır. Bu nedenle özellikle de içerisinde bulunduğumuz havzadaki ülkeleri birbirine daha yakınlaştıran ve hatta bölgesel bir bütünleşmeye doğru giden bir yaklaşımı savunmaktayız.
 
Ülkemizdeki kültürel çeşitliliği ve zenginliği önemsiyor ve bunun bileşenleri olan Türkler, Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar, Çerkezler, Aleviler, Romanlar, Ermeniler gibi farklı ırk, dil, kültür ve inanca sahip tüm kesimleri ayrımcılık gözetmeyen ortak bir vatandaşlık tanımında buluşturmanın Anayasal bir gereklilik olduğunu düşünmekteyiz. Bu bağlamda tüm toplumsal kesimlerce tartışılacak ve hazırlanacak uzlaşmaya dayanan yeni bir Anayasa, geleceğin Türkiye’si için önemli ve temel adımlardan birisidir.
 

Öyle ki anadilde eğitim hakkı kadar yerel dillerin kamu yazışmalarında, mahkeme ve kurumlarda kullanılan bir dil haline getirilmesi gibi medeni toplumlarca sorun olmaktan çıkarılmış meseleler ülkemizde de artık bir sorun olmaktan çıkarılmalıdır.
 

Özelde Kürt Sorusunu ve Alevi Sorununa yönelik görüşümüzü de ifade etmek isteriz:
 
Ortadoğu’nun bir sorun olan Kürt Sorunu;
 
1- Türkiye ölçeğinde, tüm demokratik hakların tanındığı eşit anayasal vatandaşlık en gerçekçi çözümdür
 
Bu doğrultuda Türkiye’de Kürtler için:
 
a) Kürt kimliğinin tanınması;
 
b) Kürtçenin, Türkçenin yanı sıra ikinci resmi dil olarak tanınması;
 
c) Kürtçe ve diğer dillerde (ana dillerde) eğitim ve öğretimin serbest olması;
 
d) Yerel ve yöresel isimlerin asıllarına iade edilmesi;
 
e) Tüm vatandaşlık haklarının eşitliğinin sağlanması; temel koşullardır.
 
Alevi Sorununa gelince;
 
Alevi sorunu, Osmanlıdan Cumhuriyete ülkenin kanayan bir yarasıdır.
 
Osmanlı ülkesinde Aleviler, İran’da ise Sünniler sakıncalı ve ikinci sınıf vatandaş statüsüne düşürülmüşlerdir.
 
Demokratik bir Türkiye’de, çözüm bağlamından:
 
1- Kim kendini hangi inanç ve düşünceye mensup kabul ediyorsa, kendini tanımladığı şekli ile öylece kabul edilmelidir.
 
2- Alevilerin kendilerine özgü mezhebî anlayışları ibadet, eğitim ve kültür olarak kabul görmelidir.
 
3- Dolayısıyla Cem evleri ibadethane olarak kabul edilmeli;
 
a) Devletin bünyesindeki Diyanet İşleri Teşkilatı özerkleştirilmeli, her din ve mezhebe ayrım gözetilmeksizin talep edilen kamu hizmeti verilmelidir.
 
b) Alevi vatandaşların çocukları da, Sünni öğrencilerin dini eğitim aldıkları gibi kendi inançlarını öğrenebilmelidir.
 
c) Devlet bürokrasisi ve diğer hizmetlerde ayırımcılığa ve salt Sünni esaslı kadrolaşmaya son verilmeli; Alevilere de yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda eşit fırsat tanınmalıdır.
 
4- Devlet, Kemalizm’e dair ideolojik ve törensel değerlerden arındırılmalı; Kemalizm ayrıştırıcı bir siyasal işlev olmaktan çıkarılarak, buna dair faaliyetler sivil topluma bırakılmalıdır.
 
Kamu istihdamında ehliyet ve liyakat odaklı bakışla birlikte, kamu kaynaklarının başta eğitim ve sağlık olmak üzere halkın temel yaşam standartlarını yükseltmek için kullanılması, sosyal devlet uygulamaları açısından kaçınılmaz zorunluluklardır. Bu bağlamda vergilendirme adaleti, ihaleler, kamu finansmanı, yer altı ve üstü maden ve kaynaklarının tahsisi, her türlü hibe, destek, sosyal yardım, kredi vb. tahsislerin etkin denetimi, savunma, sağlık, tarım ve sanayi sektörlerindeki şirketlerin devlet ile olan ilişkilerinden kaynaklanan her türlü lobi merkezli rant ilişkilerinin önlendiği bir kamu yönetim anlayışının gerçekleştirilmesi, nesnel ve adil bir kamusallığın zorunlu koşuludur.
 
Yaşadığımız ülkenin ancak eğitimli bir gençlik ve güçlü bir kadın kitlesi ile inşa edilebileceğinin bilinciyle bu alandaki çalışmaları sosyal ve kültürel boyutlarda geliştirecek, dezavantajlı toplumsal kesimleri gözeten, etkin bir ifade ve düşünce özgürlüğünü sağlayan, sivil toplum örgütlerini ayrım gözetmeksizin destekleyecek, katılımcı ve çoğulcu demokratik bir yaklaşım, siyaset anlayışımızın esasını oluşturmaktadır.
 
Ülkenin gelişmişliği açısından, katılımcı ve çoğulcu bir demokratik kültür ve siyaset ancak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesiyle mümkündür. Bununla birlikte yerel yönetimleri, siyasi partilerin arka bahçesi, finansörü, örtülü kasası, partizanlık merkezli kayırmacılığın ve ayrımcılığın istihdam zemini, arsa rantlarının adreslendiği kurumlar olmaktan kurtarmak temel hedefimizdir. Katılımcı ve yerinden yönetimin etkin kılındığı demokratik yerel yönetişim kültürü bu durumun en güçlü panzehri olacaktır.

Evrensel temel hak ve özgürlüklerin hukuksal güvence altına alındığı, hukukun siyasallaşmasının önlendiği, liyakat, yetkinlik, üretkenlik ve erdemlilik ile şekillendirilmiş bir yönetim anlayışının kuvvetler ayrılığını anlamlı ve işler kılacağını öngörmekteyiz.
 
İnancımız odur ki, birlikte yaşam kültürünü içselleştirmiş güçlü bir halk olmadan asla adil bir devlet de olmaz. Bunu sağlama umuduyla ve farklılıklarımızla beraber tüm halkımızı, tüm toplumu kuşatan bir yurttaşlık bilinciyle adalet, eşitlik, evrensel hak ve özgürlükler temelinde bir araya gelerek, adalet, hak ve hukuk çabalarımızı artırarak sürdürme karalığında olmaya yeni dönemde de devem edeceğiz.
 

Kongremizin hayırlara vesile olmasını temenni ederek, genel kurul sonrası yeni yönetim ve çalışma birimlerimize, tüm parti üyelerimize başarı dualarımla selamlıyorum. Uzaktan ve yakından gelen dostlarımızın sağ-salim şehirlerine ve evlerine dönmelerini Rabbimden niyaz ediyorum. Tekrar bu salonda bulunan herkese kongremize katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor, saygılar sunuyor ve hürmetle selamlıyorum, kalın sağlıcakla, Allah’a emanet olunuz." denildi.


 
Ne olmuştu?
 
Partinin örgütlenme ve "kurulamama" sürecini anlatan Kamaç'a göre; muhafazakâr Kürtlerin, geçen yıl içinde kurulan Deva Partisi'ne ya da Gelecek Partisi'ne oy vermeleri isteniyor, zira iktidar, muhalefet meselesinde devletçi ve özgürlükçü siyaset seçeneklerinden ilkine razı ve "konu Kürtler olunca muhalefetle iktidar birleşiyor".
 
Kamaç, "Deva ve Gelecek gibi partilerin kurulmasına izin veren yaklaşım, AKP'den kopan muhafazakâr kesimin sığınacak bir limanı olmasın isteniyor. Kürtlerin içinden çıkmış dindar ve muhafazakâr kesimleri temsil kabiliyetine sahip İnsan ve Özgürlük Partisi'nin önüne böyle engel konuluyor" diyor.
 
"Dindar ve muhafazakâr bir köken"
İnsan ve Özgürlük Partisi'nin programında ne var ve bu parti bunca zamandır nasıl oluyor da kurulamıyor?
 
İnsan ve Özgürlük Partisi, Mayıs 2017'de kurucu kadrolarındaki bazı arkadaşlarla birlikte parti kararı almış fakat önüne bir sene hareket süreci hedefi koymuş, bu dönemde partileşme çalışmalarını sürdürmüş ve Mayıs 2018'de İçişleri Bakanlığı'na parti olmak için resmi başvurusunu yapmış bir partidir.
 
İnsan ve Özgürlük Partisi, Türkiye'de devletçi ya da özgürlükçü siyaset ikileminin içerisinde programında kendisini özgürlükçü siyasetin bir tarafı olarak tanımlamış ve bu çerçevede belirli ilkeler yerleştirmiştir.
 
Kurucu kadrolar itibariyle dindar ve muhafazakâr bir kökenden geliyoruz. Her inanç grubu ya da her ideolojik kesimin partimizde siyaset yapabileceği noktasında bir duruşumuz var.
 
Bir örnekle açıklamak gerekirse İnsan ve Özgürlük Partisi, Türkiye'de mevcut partiler içerisinde birlikte yaşamın demokratik ilkeler üzerinden yeniden oluşturulması için Medine Vesikası'nı programına yerleştirmiş tek partidir.
 
Yetkili yok, dilekçeler yanıtsız


Sizce partinizin kurulamamasındaki esas neden ne?
 
Doğrusu bu sorunun cevabının muhatabı İçişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, daha da üst makamda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı makamıdır.
 
Üç yıldır örgütlenmesini resmi olarak sağlamak için İçişleri Bakanlığı'na dilekçesini veren partimizin önüne konan engellerle ilgili yaptığımız başvurulardan şimdiye kadar bir cevap alabilmiş değiliz.
 
Yetkili makam olan İçişleri Bakanlığı ya da devletin herhangi bir kurumu, İnsan ve Özgürlük Partisi'nin kurulmamasının gerekçesini resmi bir dille ifade etmiş değil.
 
Her vatandaşın anayasal hakkı olan dilekçe hakkımızı kullanmak istediğimizde mevcut birimde yetkili insanların olmadığı ya da yetkili insanların, makamın bizi kabul etmediği cevaplarıyla karşılaşıyoruz.
 
Bakanlığa gittiğimizde İçişleri Bakanlığı yetkili masasındakiler evrakların elden değil de postayla gönderilmesinin daha uygun olduğunu söyleyince başvuru dosyalarımızı postayla İçişleri Bakanlığı'na gönderdik.
 
Bu evraklarımızın, 14 Mayıs 2018'de İçişleri Bakanlığı Gelen Evrak Şube Müdürlüğü'ne ulaştığına dair elimizde belge de var. Devlet kurumlarının bir dilekçeye bir ay içerisinde yasa gereği cevap vermesi gerekiyor, ancak bizim dilekçelere hiç cevap verilmedi.
 
Sonraki aşamalarda biz İçişleri Bakanlığı'na noter kararıyla işlemlerin sürdürülmesi için ihtarlar çektik. Burada bize cevap olarak Süleyman Soylu'nun "Siyasi parti gibi çoklu irade beyanının postayla gönderilmesi 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na aykırıdır" beyanı verildi.
 
Biz bunun üzerine noter kanalından ikinci defa randevu talebinde bulunduk. Ancak İçişleri Bakanlığı, bizim randevu talebimiz için noterden gönderdiğimiz ihtarımıza sadece önceki cevabı kopyala-yapıştır yaparak vermiş.
 
İnsan ve Özgürlük Partisi'nin programındaki bir madde, Kürt meselesinin esasen bir statü meselesi olduğunu ve birlikte yaşam, federasyon, bağımsızlık ya da özerklik formunun sadece Kürtlerin kararına bırakılması gerektiğini belirtiyor.
 
İçişleri Bakanlığı, bu maddeye yönelik aslında yargı makamlarının yetkisini kullanıp bunun Anayasa'ya aykırılığını ifade ediyor. İçişleri Bakanlığı'nın bu tavrı siyasidir. Bunun temelinde; Kürtlerin kendilerini siyasi parti, sivil toplum kuruluşu gibi anayasal formlar üzerinden organize etmesini ve örgütlenmesini istemeyen bir mantıkla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz.
 
Yani İnsan ve Özgürlük Partisi'nin ismi "Anadolu Uyanış Partisi" olsaydı büyük ihtimalle hiçbir engelle karşılaşmazdık.
 
"31 Mart'ta HDP ile ittifak partisiydik"


Geçen haftalarda Halkların Demokratik Partisi'ni (HDP) ziyaret ettiniz. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, partinizin kurulmasının engellenmesini keyfilik olarak niteledi ve "2018'den sonra 32 parti kuruldu, sadece 2020'de 27 parti kurulmuş, hiçbirine sorun çıkarmamışlar" dedi. Fakat size resmiyet kazandırılmıyor. HDP'yi desteklemenizden çekiniyor olabilir mi iktidar?
 
Biz, 31 Mart 2019 seçimlerinde HDP ile ittifak partisiydik zaten. Şu ayrımı görmekte fayda var; özgürlükçü siyaset ile devletçi siyaset arasında bir tercihte bulunmak gerekirse iktidar partileri tercihlerini devletçi siyasetten yana koyarlar.
 
Deva ve Gelecek gibi partilerin kurulmasına izin veren yaklaşım, AKP'den kopan muhafazakâr kesimin sığınacak bir limanı olmasın ve eğer sığınacaksa Deva ve Gelecek'e sığınsın isteniyor. Kürtlerin içinden çıkmış dindar ve muhafazakâr kesimleri temsil kabiliyetine sahip İnsan ve Özgürlük Partisi'nin önüne böyle engel konuluyor.
 
Dışarıdan muhalefet gibi görünen Deva Partisi ve Gelecek Partisi gibi partiler mevcut iktidar tarafından Kürdistan'da önü açılan hatta fırsat tanınan partilerdir.
 
Ankara'da hem Deva hem de Gelecek Partisi'ne ziyarette bulunduk. Sağ olsunlar bizi kabul ettiler, ama yaşanan ağır hukuk ve insan hakkı ihlaline dair bir söz bile söylemediler. Bu bize şunu gösterdi; Türkiye'de esaslı bir muhalefet sorunu var, hatta söz konusu Kürtler olunca muhalefetle iktidar birleşiyor.(HABER MERKEZİ)

07 Oca 2024 - 20:44 Van/ İpekyolu- Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.