Demirtaş'ın sunduğu tarihî fırsatı değerlendirebilecek miyiz?

T24 yazarlarından Oya Baydar Edirne cezaevinde tutuklu bulunan HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş'ın sunduğu fırsatı değerlendirebilecek miyiz adlı yazıyı kaleme aldı.

Bir zamanlar "tek yol devrim" denirdi; bugün tek yol, hem seçimleri kazanmak hem de geleceğin demokratik cumhuriyetini inşa etmek için Kürt hareketi dahil bütün muhalefetin Demirtaş'ın çağrısında ifadesini bulan görüşleri içine sindirmesi ve o doğrultuda adım atmasıdır, diye üşünüyorum
Selahattin Demirtaş’ın önce Murat Sabuncu’nun, ardından Halk TV’nin sorularına cevaben dile getirdiği görüş ve öneriler Türkiye’ye sunulmuş tarihî –hatta belki de son- fırsattır.

Benzer görüş ve öneriler, özellikle Türkiye partisi olma hedefi- HDP’nin Tutum Belgesi’nde de, eş başkanların ve parti yöneticilerinin söylemlerinde de sıklıkla yer alıyordu. Ancak, Demirtaş’ın topluma bir çağrı olarak nitelendirebileceğimiz son açıklamalarının farkı; sorunlarımızın çözümüne ilişkin sorumluluk ve yükümlülükleri iktidar ve muhalefet kadar Kürt hareketine ve kendi partisine de hatırlatması ve de bunu çok açık, içten, vicdanî  bir şekilde yapması.



İçinde debelendiğimiz kin, nefret, düşmanlık, güvensizlik ortamından kurtulup ortak yaşamın mümkün olduğu, kaygıların yerini umudun aldığı, farklılıklarımızın birbirimizi yok etme nedeni değil zenginliğimiz sayıldığı bir toplum özleyenler tarafından defalarca dile getirilmiş olsa da,  çok taraflı sorumluluk ve fedakârlık gereği bu derece açık ve cesur ifade edilmemişti. Daha da önemli olan, bunun Kürt siyasal hareketinin önde gelen bir temsilcisi tarafından yapılması.

Evet, o beş yılı aşkın süredir içerde rehin tutuluyor. Evet, partisinde eski eş başkan olmak dışında resmî bir konumu yok. Evet, dışarıdan konuşuyor. Ama tam da bu yüzden daha açık ve cesur olabiliyor.

Demirtaş sözü gevelemiyor. Kim ne der hesabı yapmadan, siyasî kariyerim nasıl etkilenir düşüncesine kapılmadan, kendi mahallesinin radikal kesimlerinden, hatta belki HDP içinden gelecek tepkileri de göze alarak -ki en zoru budur- ülke için, Kürt halkı için, geleceğimiz için doğru gördüğünü cesaretle söylüyor. Çağrısı hem Kürt hem de Türk dünyasına yöneliyor. Vurgusu: ortak vatanda ortak yaşam. Bunun için, bu topraklar üzerinde yaşayan, kökleri bu topraklarda olan herkesi: farklı siyasî, ideolojik, etnik, dinsel, dilsel bütün kesimleri, öncelikle kendilerini gözden geçirerek, kendileriyle yüzleşerek ötekileri anlamaya; tarihsel birikimden ve ideolojik önyargılardan kaynaklanan korkuları, kaygıları, kırmızı çizgileri aşarak helalleşmeye çağırıyor. Bunu yaparken çuvaldızı önce kendi siyasî hareketine / mahallesine ve kendine  batırmaktan çekinmiyor.

Cesaret liderlik vasfıdır


Demirtaş, yıllardır hapiste rehin tutulmasına karşın Kürt siyasî hareketinin en önemli figürlerinden biri; sadece Kürt halkına, Kürt seçmenlere değil, sorunun çözümünün Türkiye’de demokrasinin  tesisi ve barışçı bir gelecek için elzem olduğunun bilincindeki Türkiyeli demokratlara, barışçılara hitap etmesi, onların güvenini kazanmış olması açısından da en önemli kişi.

İçinden çıktığı siyasî gelenek, Kürt siyasî hareketinin bileşenleri, kendi partisi HDP’nin kuruluş süreci ve yapısı düşünüldüğünde, bir süredir attığı çözüme dönük adımların önemi daha iyi anlaşılır. Demirtaş hem Kürt  hareketinin bazı kesimlerinden hem de sağlı sollu muhalefetten gelecek salvoları göze alma cesaretini gösteriyor. Bütün siyasî yapılarda azınlık olan ama bir çeşit özgül ağırlık sahibi kimi kesimlerin kendisine ağır ve haksız ithamlarda bulunacağını, -sözümü sakınmayayım- davaya ihanetten TC devletiyle uzlaşarak kendini güvence altına alma çabasına varan karalamalarla, içerden partiyi yönetme, dışardan liderlik taslama ithamlarıyla karşı karşıya kalacağını da biliyor herhalde! Yine de geri adım atmıyor. Öte yandan AKP-MHP ortaklığının kendi pozisyonunu kullanmaya çalışacağını, daha da önemlisi başta İYİP,  6’lı Masa muhalefetinin, tarihî önemdeki çözüm çağrısını duymazdan gelme, önemsememe, kavramama ihtimalini de hesaba katmamış olamaz. Yine de ülkesi ve halkı için doğru gördüğünü söylemekten çekinmiyor

Sosyolojik tabanın değiştiğini görmek…


Hatırlıyorum; 7 Haziran 2015 milletvekili seçimleri sırasında kendisine yöneltilen HDP’nin PKK ile ilişkisi sorusuna Demirtaş Kürt seçmeni kastederek “sosyolojik tabanımız aynı” cevabını vermişti ki bu, o dönemde gerçeğin ifadesiydi. Bugün o tabanın  gençleşmesi, Batı’ya, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlere göçle şehirleşmesi, yeni düşüncelerle, yeni gerçeklerle karşılaşması, özellikle 2015-2016’da Kürt illerinde yaşanan büyük yıkımın bölge halkı üzerindeki etkisiyle “sosyolojik taban”ın hassasiyetleri, psikolojisi, silahlı harekete bakışı büyük ölçüde değişti.


Kürt hareketi ve HDP içinde bu değişimi göremeyenler, görmek istemeyenler olması çok doğal. Olayları ve gelişmeleri değerlendirirken “içinde” olmanın sübjektifliğini çoğumuz kendi deneyimimizden biliriz. Dışardaki dost göz daha objektif olabilir. PKK’nin Türkiye’de silah bırakmasını önerirken, HDP’nin PKK’den bağımsızlığını kuvvetle vurgularken Demirtaş kitlesinden ayrı düşmediği gibi Türkiye’nin barış ve demokrasi güçlerine de güven veriyor.  

Muhalefet Demirtaş’a kulak vermezse kaybeden Türkiye olur

Anayasanın fiilen askıya alındığı, yargı erkinin tek adama bağlandığı, güçler ayrımının yok edildiği, milyonların açlıkla, yoksullukla mücadele etmekten bîtap düştüğü, kin, nefret, kan ve ölümün, yalanın, talanın, çeteleşmenin sıradanlaştığı, toplumsal vicdanın karardığı bir dönemde umudumuz: bu rejimin seçimlerle sona erdirilmesi ve bir yeniden inşa döneminin başlaması. Bu defa da başarılamazsa, hepimize geçmiş olsun, otokrasiye de aşan bir diktatörlük ve her alanda gerileme, çürüme dönemine girilecek.

Bir zamanlar “tek yol devrim” denirdi; bugün tek yol, hem seçimleri kazanmak hem de geleceğin demokratik cumhuriyetini inşa etmek için Kürt hareketi dahil bütün muhalefetin Demirtaş’ın çağrısında ifadesini bulan görüşleri içine sindirmesi ve o doğrultuda adım atmasıdır, diye düşünüyorum. 6’lı Masa olarak anılan muhalefetin unsurları; şoven Türk milliyetçiliğinin tortularından, Türk-İslam sentezinin etkilerinden, laikçi ulusalcılığın ötekileştirici bakışından, başta Kürtler olmak üzere öteki fobisinden, ama asıl kendi seçmenlerinden korkmaktan kendilerini kurtaramadıkça üzerlerine düşeni hakkiyle yerine getiremeyeceklerini anlamak durumundalar.

Demirtaş; Kürtlerin ve HDP’nin varlığı görmezden gelindikçe, bu kadim ve hayatî sorunun çözümüne doğru adım atılmadıkça, eğrisi doğrusuna gelip de seçimler kazanılsa bile özgür ve demokratik Türkiye’nin kurulamayacağını hatırlatıyor. Kendi kitlesine, kendi örgütüne, kendi geleneğine cesaretle seslenirken değiştirici, devrimci liderliğin de örneğini veriyor. Lider, kitlenin duygularını okşayarak yükselen değil, gerektiğinde tabuları aşarak kendi kitlesini de dönüştürmeyi, ilerletmeyi başaran kişidir.

Demirtaş hepimize bir fırsat sunuyor; en azından düşünme, kendimizle hesaplaşma, ötekini anlamak, onunla empati kurmak için çabalama fırsatı. Bütün yapı ve kesimleriyle demokratik muhalefet, estek köstek demeden, küçük hesaplara kapılmadan, sahte devrimcilik ya da Kürt fobisi tuzağına düşmeden onun çağrısının arkasında durmakla, desteklemekle yükümlüdür.

Demirtaş’ı, Kürtleri, HDP’yi değil ülkemizi, halkımızı, geleceğimizi kurtarmak için…

22 Tem 2022 - 09:12 Edirne/ İpsala- Siyaset --- Okunma



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hbr Çaldıran Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hbr Çaldıran hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Hbr Çaldıran editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hbr Çaldıran değil haberi geçen ajanstır.